YAZ GELDİ ÇİÇEKLER AÇTI ARILAR HEP ÇALIŞTI
6/10
·112 syf.··
2019 44. kitabı
1911 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Maurice Maeterlinck’in oyunlarından ziyade farklı doğa fenomenleri üzerine eserleri ve incelemeleri de vardır. Kendisi doğanın bu yanlarını çok dikkatli bir şekilde inceler ve tarif eder ve bunları da insanın var oluşuyla bir şekilde ilişkilendirmeye çalışır. Bu eserlerden biri de “Arı” kitabıdır. Kitabın ana karakteri tabii ki arılar. Bu kitabın bir nevi devamı olarak sayılabilecek diğer bir kitabı da “Karıncaların Hayatı”dır. Arıcılık yazarın çocukluğundan beri ana uğraşlarından birisidir. Zaten kitabı okursanız bunu bir kitap değil de arılar üzerine yazılmış bilimsel bir tez olarak algılayabilirsiniz. Aslında yazar bunun böyle olmadığını bir yazısında şöyle açıklıyor: “Bu kitap arılar hakkında kesin bilgiler vermek için değil, bir doğa fenomenine ait bilgileri kullanarak insan doğası açıklamak için yazıldı.” Her ne kadar yazar o şekilde dile getirse de okurun bunu bilimsel bir incele gibi algılayacağından hiç şüphem yok. Yazar eserde dört mevsim boyunca arıların yaşamlarının izini sürüyor ve aynı zamanda onların yaşamını insanınkiyle mukayese ediyor. Arı kovanını insan topluluklarını açıklamak için bir metafor olarak kullanıyor. Yani kitapta ana düşünce arı ve insan topluluklarının kıyaslanması. Yazar kıyaslamasına öncelikle insanlar gibi arıların da bir sosyal varlık olduklarını dile getirmekle başlıyor. Arıların yalnız yaşayamayacaklarını belirtiyor. Arı, polen toplamak için kovandan ayrılsa bile eninde sonunda oraya dönmelidir. Yazara göre kovanda birey önemli değildir, birey toplumun sadece tek bir organıdır. Bir arı bütün için kendi yaşamını kolayca feda edebilir. Arının yaptığı bütün işler hep kovan içindir. Hiçbir arının kendisi için bir amacı olmaz. Bu düşünceden yola çıkarak yazar insan toplumunda en büyük ülkünün sosyal bütünlük olduğunu vurguluyor. Yazar insanlarda bu gibi ülkülerin olmadığına inanıyor. Çünkü insanoğlu ona göre aşırı bireyselcidir. Arılarınkiyle kıyaslandığında insan hayatının bir anlamı yoktur. İnsan topluluğunda işçi sınıfları sefalet içinde yaşarken, toplumun boş ve gereksiz bireyleri büyük bir zenginlik içinde yüzmektedir. Yazar bu adaletsiz sistemde insanoğlunun varlığını hala nasıl sürdürülebildiğini de hayretle kendine soruyor. Arılar bu adaletsiz sistemi hayatlarından bireyselliği çıkartarak çözmüşlerdir. Aynı şeyi insanoğlu da yapmalıdır. Yazar bir türün evriminin olumlu yönde devam edebilmesini bireyin mutluluğu ve özgürlüğünden feragat etmesine bağlıyor. Arılar bundan çoktan vazgeçmiştir. Gelişimin, ancak toplumun genelinin çıkarları doğrultusunda hareket edildiğinden sağlanacağına inanıyor. Bir arı kovanın geleceği için kendini rahatlıkla feda etmekten kaçınmaz. Özetle arıların toplumu insanlarınkinden çok daha cazip görülüyor. Yazar insanları suçlamıyor, bilakis insanların arıları örnek alarak yaşamlarını ve toplumu iyileştirmeleri gerektiğini belirtiyor. Yazar sadece bu anlattığım meseleleri değil, arılardaki aşkı, zekâyı, onların evrimsel sürecini ve arılara dair daha pek çok ilginç konuyu tam bir uzman edasıyla açıklıyor. Roman gibi okunabilecek bir kitap olmaktan çok uzak bile olsa arıcılıkla ilgilenen kişiler için farklı bir okuma deneyimi olabilir bu kitap.
Edebiyat
ArıMaurice Maeterlinck · Çankaya Matbaası · 19389 okunma
·
136 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.