İnsanlar arasında hayvanların insanlar tarafından çok küçümsendiğini düşünen belirli bir grup vardır. Gerçekten de belirli bazı sebepler yüzünden bunun böyle olduğu söylenebilir, canlılarda –özellikle hayvanlarda– doğal itki gereği kendisine benzemeyende kötülük, yetersizlik bulma kolay, kendisine benzeyende ise iyilik, yücelik bulma kolaydır.
İnsanlar da, tıpkı diğer hayvanlar gibi doğası gereği kendi türüne karşı ırkçılığa, başka türlere karşı da türcülüğe yatkındır.
Maeterlinck de insanların çoğunu, hayvanları hayvanların aslında olduklarından çok daha aşağıda görme eğiliminde olduklarını savunuyor, görüşünü 'bu kesin böyledir' diyerek değil de farklı bakış açılarından konuya yaklaşarak hayvanların( bu kitap özelinde bal arılarının) neden sandığımızdan çok daha mükemmel yaratıklar olduğunu savunuyor.
Kitabın çoğu yerinde, tekrar tekrar, insanın arıyı gözlemlediği gibi insanüstü bir varlığın insanı gözlemlediği varsayılırsa, onun da tıpkı, insanın arıyı gözlemlerken düştüğü hataları yapacağını söylüyor. Böyle bir gözlemci insanları muhtemelen sokaklarda topluluk halinde amaçsızca dolanan, gayesiz canlılar olarak görürdü, insanın iç yapısını, derin düşüncelerini anlamadan yüzeysel bir gözlem yapardı. Bu gözlemci nasıl ki yalnızca insanın dıştan yaşantısına bakarak onu yetersiz görüyorsa, insan da arıyı bu şekilde gözlemler, der Maeterlinck. Bu elbette ki yanlış bir gözlemdir.
Derinlikli, kapsamlı gözlemlerle arılar incelendiğinde onların da içsel dünyalarının ne kadar zengin olduğu rahatlıkla anlaşılacaktır, tabii ki de insanlar kadar kapsamlı düşünemeseler de, kısıtlı bir düşünme eylemi gerçekleştirdikleri görülecektir.
Hatta o kadar ki Maeterlinck kitabının daha ilk sayfalarında "İnsandan sonra en yüksek zeka seviyesine sahip olan bal arıları" gibi