TUTUNAMAMAK ÜZERİNE BİRKAÇ SÖZ
10/10
·724 syf.··
2020 34. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2020 23:58
Tutunamayanlar kitabının anlam derinliği ne kadar yoğun, biçimsel olarak ne kadar olgun ve ne kadar sarsıcı bir roman olduğunu pek çok okuyucu bilir. Ben de böyle büyük bir kitaba yazılan incelemelerin -kendiminki de dahil- ne kadar eksik kalacağını bilirim. Tutunamayanlar adı üzerine düşünmek, kitabı aydınlatmaya çalışırken çok büyük bir dayanak oluyor. Öncelikle, kim bu ''Tutunamayanlar''? Kimler bu unvana sahip? Oğuz Atay'ın diğer eserlerini okuyanlar gayet iyi anlayacaklardır ki Tutunamayan kitle aydınlardır, aydınlarımızdır. Zira Oğuz Atay'ın yazdığı eserlerde hiç de eksik etmediği bir aydın trajedisi gözlerimizin önüne bütün çıplaklığıyla serilir. Atay Tehlikeli Oyunlar'da ve bu romanda meseleye farklı açılardan yaklaşır. İlkinde Hikmet BENOL karakteri büyük bir çıkmazda, aile ilişkileriyle örülü bir örümcek ağında benliğini arıyor, tutunamıyor. İkincisinde Turgut ÖZBEN bu sefer tutunamayanlardan olan arkadaşının gösterdiği IŞIK'la bu yola sürükleniyor. Burada bir aile trajedisi yok, ailenin ve geleneksel toplum yapısının dışında bir mesele var. Onların elini bile süremeyeceği, İNSANIN ANLAM ARAYIŞI var. Kahramanların soyisimlerinden anlaşılmıyor mu yeterince? İnsanın tutunamayanlardan biri olup çıkması bir süreç. Bizi tutunamayan yapan hayatın anlamını kaybetmemiz, onda devamlı bir amaç aramamız ama yine devamlı boşluğa düşmemiz, inandığımız bütün değerlerin sahte, çevrili olduğumuz bu dünyanın ise çekilmez yanları olduğunu görmemiz. Bir anlamda varlık sorununu ele almak bu(bkz. #86828213). Oysa Metin karakteri gibi ya da Turgut'un ilk zamanlarında olduğu gibi bunları hiç düşünmeden yaşamımızı sürdürebilir, günlük rutinimizde yaşlanıp ölebilirdik. Ne diye Selim'in peşinden gidelim ki? Ancak Selim'i yavaş yavaş anlayınca, tüm bunları fark edince hepimizin gerçekle yüzleşmemek için bir yerlere kaçtığını görüyoruz: Kimimiz kendini uğrunda öleceği ideolojik ya da dini yapay gerçekliklere adıyor, kimimiz kurmacayı gerçeğe yeğliyor(bkz. #86830011). Tutunamayanlar'ın Selim Işık'ı daha çok bu ikincilerden. Çünkü o bir aydın trajedisi. Bir aydın olmak için de takdir edersiniz hem çok ''mürekkep yalamış'' olmak, hem de başkalarına Selim IŞIK gibi olmak gerekir. Selim de işte Turgut'u yanına çekerek böyle bir ışık oluyor insanlara. İnsan bir anlamda tutunamayanlar mertebesine ulaştı mı, özgürlük girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının kesinliğiyle yüzleşir. İnsan özgür olmak, kendi kararlarını kendi verebilmek ister. Oysa görür ki özgürlüğün tatbik edilebildiği bir dünyada değiliz. Devamlı başka değerler için kendimizi yıpratırız. Başkası için yaşar, başkası için ölürüz. Aile, devlet, toplum, din, mal, mülk, itibar bize tutunacak bir dal bırakmaz. İrademiz hiçe sayılır. Ancak Selim Işık bir tutunamayan olarak kitaptaki günlüğünde ''Yaşamımı seçmedim, bari ölümümü seçeyim.'' demiş ve o doğrultuda hareket etmiştir. Biz bu romanda aslında bir arayışı konuşmaktayız. Turgut Özben'in modern toplum içerisinde kendisi dışında tüm değerler için varlığını sürdürürken kendisinin farkına varmasını konuşmaktayız. İşte bu arayış sürecinde bizim çok fazla okumamız, yazın serüvenine katılmamız gerekiyor. Serüvende karşımıza belki çift başlı ejderha, tek gözlü dev çıkmıyor ama onun ötesinde bir gerçekliği ifade eden eksik metinler çıkıyor. Bunlar eksik ama bir araya geldiğinde tutunamama haline ayna tutan parçalar: Süleyman Kargı'yla beraber yazılan şarkılar, Metin'in mektubu, Günseli'nin anlattıkları, Selim'in günlüğü ve yazdıkları... Romanı böylece eksik metinler ışığında bir değerlendirmeye tabii tutuyoruz. Jale Parla o yüzden bu kitabı Italo Calvino'nun okuma pratiklerini konu alan ''Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu'' romanıyla birlikte okumamızı öneriyor. Her eksik metin Selim Işık'a farklı bir bakış, farklı bir yapboz parçası oluyor(bkz. #86827677). Turgut'la beraber okuyucu olarak biz de bu anlatıların peşine düşerken Turgut'un benliğine de Olric vasıtasıyla ulaşıyoruz. Jale Parla'ya göre bu bir şizofreni hali. Ancak onu aynı zamanda Turgut'un bir iç sesi, bilinçaltı olarak da görebiliriz. Bize düşense anlatının vardığı noktayı takip ederek her bir bölüm ve eksik metin için ayrı bir dünya tahayyül etmemiz. Belki de okuyucuyu sarsan, onu zorlayan ve kitabı yarım bıraktıran şey tam olarak bu: Klasik anlatılarda olduğu gibi olay örgüsünde ve anlatı zamanlarında bir bütünlük gözetmeye meyilli okuyucu hüsrana uğruyor. O da kitaba tutunamıyor :) Kitaba ilişkin ve tutunamama haline ilişkin görüşlerimi sonlandırırken kaleme aldığım yazının kitaba yapılan binlerce subjektif okumadan yalnızca biri olarak değerlendirilmesi gerektiğini, eksik olan pek çok şeyi aydınlatmadığını ve kitabı anlamak isteyen ''derin'' okuyucunun bu yazıları Turgut Özben'in yaptığı gibi bir araya getirip sindirirse, romanın felsefesini anlarsa ancak bir fikir edinebileceğini belirtiyorum. Herkese iyi okumalar.
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,9bin okunma
·
117 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İyi bir inceleme👍 Kitabı okuduğumda tekrar dönerim buraya:).