·224 syf.··Beğendi
···Okunma: 25 Eylül 2020 11:53 Gazeteci Leyla'nın bir sahil kasabasına tatile gidişiyle başlıyor her şey. Leyla'nın çocukluğu yetimhanede geçmiştir ve hem kendisi hem de iki arkadaşı müdür tarafından tacize uğramıştır. Tüm bu hikaye aslında bilindik ve fazlasıyla işlenen bir konu. Asıl olay Leyla karakterinin kasabada Eroğlu ailesiyle tanışmasıyla gerçekleşiyor. Bu öyle bir tanışma ki birçok hikayenin birbirine başarılı bir şekilde bağlanışını görüyoruz.
Yazarın senaryo geçmişinden de dolayı anlatıcı karakter Leyla üzerinden yoğun bir flash back tekniği gayet başarılı bir şekilde uygulanmış. Leyla'nın ana hikayesi her ne kadar klişe gibi görünse de özellikle metinde leitmotif olarak kullanılan rüzgar gülüyle anlatım güçlendirilmiş. Leyla'nın çocukluk hikayesi dışında bir hikayenin daha varlığı ve bunun ilmek ilmek işlenip ana karakterin yaşamıyla bir şekilde kesişmesi son derece başarılıydı. Eroğlu ailesinin ve psikiyatr Hande'nin hikayeleri metni zenginleştirmiş. Bütün bu yönleriyle romanın içerik olarak başarılı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Gelelim, bu kadar övmeme rağmen neden 7 puan verdiğime. Dediğim gibi içerik, olay örgüsü, hikayeler arasındaki gidiş gelişler, karakterlerin gözlerde canlanması tüm bunlar benden geçer puan aldı. Fakat anlatımın beni zorlamasını isteyen bir okur olarak bütün bunları metnin dili için söyleyemeyeceğim. Duygu aktarımları yer yer başarılı olsa da böyle bir metinde anlatım dili daha iyi olabilirdi. Gerçi bunları söylerken bu romanın, yazarın henüz ikinci kitabı olduğunu da unutmamak gerek. Genellikle yeni kitaplar ürettikçe yazarların üslupları oturur ve dilleri keskinleşir. Ondandır ki metnin içindeki temel eksiklik olan anlatım dili konusunu, yazarın bundan sonra vereceği eserlerinde kapatacağını düşünüyorum.
Sonuç olarak yer yer gözlerinizden yaş akıtabilecek, dili okumak için fazlasıyla rahat, birden çok öykünün sanki film izlermiş gibi başarıyla sahnelendiği, son derece sürükleyici bir roman Ölü Serçelerin Bahçesi.