Puan vermedi·163 syf.··Beğendi
· Şöyle biraz okuyayım diyip birkaç saatte bitirdim bu romanı. Yazarı tabii ki duyan, bilen biriydim ama ilk kez bir eserini okudum. Dili ve anlatımındaki netlik konusunda en ufak bir sözüm yok, ki o yüzden okumaya başladığım gecenin sabahında bitti kitap.
Babasının hastalandığını duyunca onunla ilgili anılarını hatırlayan Şirin, bir keresinde babasının ona ölümünden sonra evinde bulup okumasını istediği bir defterden bahsettiğini de hatırlar. Babası kurtulmuştur ama kızı defteri bulur ve okur. Ancak okuması için önce babasının defteri yazarken kullandığı şifreli dili çözmesi gerekir ve sonra babasının aşk hikayesini okumaya başlar.
Evli ve iki çocuklu Doğan, öğretmenliği bırakarak kırtasiye açar. Bir gün eski öğrencisi Arzu ile karşılaşır. Başlarda okul günlerinden bahsetmekle başlayan sohbetleri zamanla Doğan'ın Arzu'ya aşık olmasıyla devam eder. Arzu' da evlidir ve çocuğu vardır. Ama Doğan'ın aşkı karşılıksız değildir.
Yıllar süren bu aşkta sadece kısıtlı zamanlarda görüşmek, telefonlaşmak ve mektuplaşmak var. Öyle ki kadın adama hocaaam diye, adam da kadına canıım diye seslenir sadece. Tamam böyle bakınca masum bir aşk görünüyor, ki masum da, aldatılanlar ihaneti öğrenmedi, kimse üzülmedi, ama bu ihanetin gerçekliğini de değiştirmedi. Edebi açıdan kitabı ben de beğendim, hatta anlatılan aşkın tensel aşamaya geçmeyerek masum kalması da hoşuma gitti. Ki kitaplar, filmler bence daha gerçekçi, daha özgür olmalıdır. Zaten bir kitabı okumamıza, bir filmi izlememize sorunlar, engeller sebep oluyo biraz da. O kaostan çıkarılan mesaj anlamlı kılıyor kitabı, filmi. Ama benim eleştirim kitaba, konusuna değil de, her okuyanın bu aşkı büyütüp övmesine biraz. Sanki herhangi birinin hikayesi olarak duysak demediğimiz kalmaz da, sırf bu kitaptı diye övüyoruz gibi geldi.