·536 syf.····Okunma: 02 Aralık 2017 14:05 Yıllarca nar mevsimi her geldiğinde “Nar cennet meyvesidir, sakın ha bir tanesini bile yere düşürme!” tembihiyle büyütüldüğümden olsa gerek bu kitaba ayrı bir değer verdim. Her bir sayfası, tanesi düşmesin diye özenle ayıkladığım nar gibiydi.
Aytmatovumsu, coğrafya temelli yazarların günümüzdeki (bana göre) en güzel temsilcisi Nazan Bekiroğlu...
Aytmatovumsu-coğrafya temelli ile ne demek istiyorum? Ürünü yaşadığı coğrafyadan besleyerek ortaya çıkaran. Aytmatov’da bozkırın soğuğunu, sıcağını, yalnızlığını, sadeliğini ne kadar hissedebiliyor ve resmedebiliyorsanız; bu kitapta da Karadeniz’in dalgalı soğuğunu, dik yokuşlarını o kadar net hissedip resmedebiliyorsunuz. Hiç gitmeyen birine bozkırda yürürken zaman zaman ayağınıza değen cılız otların ciltte kağıt kesiği hissi yaratan esintide sağa sola savruluşundan çıkan hışırtıyı duyurmaktan bahsediyorum. Haliyle bu kitapta da hiç gitmemiş olmanıza rağmen Karadeniz’in kıyısında fırtınalı gecede dalga sesleriyle uyuyup sabah toprak kokusundan aldığınız o muazzam enerjiyle çıkılan yokuşların tepesinden seyrettiğiniz manzara anlatılınca kendinize “yağmur mu yağıyor, hava biraz soğudu mu?” sorularını sorarken buluyorsunuz.
Settarhan ve Zehra’nın aşkları ilkbahar güneşinin kalbe verdiği sıcaklık gibi ılık ılık yayılan ve kilometreleri aşan bir hikaye. Ilık diyorum fakat “nâr” kelimesinin “ateş” anlamına geldiğini düşünürsek, kitabı okurken farklı ‘yanma’lara mensup karakterlerin sayfalara düşürdüğü ateşten yüzümüz yanıyor bazen.
Herhalde bir kitap en fazla bu kadar sabrın sınırlarıyla oynayarak imkansızları imkanlı hale getirebilirdi.
Herhalde bir kitap en fazla bu kadar yoğun duyguları -göç, aşk, savaş, ayrılık- bir arada verirken bir İran halısı gibi ince ince dokunabilirdi.
Herhalde bir kalp en fazla “İran’dan Trabzon’a ulaşan bu hikayede Settarhan nasıl kendi diyarı Taht-ı Süleyman’ı bırakıp yolunu Trabzon’a düşürecekti?” sorusuna cevap bulunduğunda tam anlamıyla burukluğu hissedebilir.
Son olarak "mutlaka okumalısınız!" demek yerine "bu kurgudan mahrum kalmamalısınız." demek istiyorum.
İyi okumalar dilerim.
*en sevdiğim bölüm: O kadar alıştırma yapmasına rağmen Settarhan’ın yine gelip “talibem” demesi . Hem gülüp hem de neden olduğunu anlamadığım bir burukluk hissettiğim bölümdü.