Bir gün, büyük kızı küçüğüne dedi ki, Babamızın hali harap, yakında burada ölecek, civarda evlenebileceğimiz tek bir erkek yok, bir fikrim var, babamızı sarhoş edeceğiz, sonra onunla yatacağız ki bize soy versin. Böyle yapıldı, lut farkına varmadı, kızının yatağa ne zaman girdiğini ne zaman kalktığını bile anlamadı, aynı şey ertesi akşam küçük kızla da tekrarlandı, yaşlı adam o kadar sarhoştu. İki kız kardeş hamile kaldılar, ama kabil, ilk ve -şu ana dek- tek âşığı lilith'in rahatlıkla onaylayacağı gibi ereksiyonlar ve boşalmalar konusunda büyük bir uzman olduğundan, bu hikâye ona anlatıldığında şöyle konuştu, Bu kadar sarhoş bir adamın, olup biteni anlamayacak kadar sarhoş birinin, açıkçası, şeyi kalkmaz, kalkmazsa sokamaz, dolayısıyla doğum işi de avcunu yalar. Efendi'nin ensesti, onun yönettiği bu antik toplumlarda cezayı hiç hak etmeyen gündelik bir olay olarak kabul etmesi, ahlak yasalarına henüz sahip olmayan bir doğada bizi şaşırtacak bir şey değildir; ister kızışmayı gidermek için olsun, ister yalnızca cinsel iştahtan, isterse de -daha ilerde deneceği gibi- kim olduğunu dert etmeden iyilik yapmak için olsun, önemli olan türün yayılmasıdır. Bizzat efendi, Üreyin ve çoğalın, demişti; ve bu buyruğa ne sınırlama dayatmıştı ne de ihtiyat kaydı, ne kimle olacağına izin vermişti ne de kimle olmasını yasaklamıştı. Hatta, şu an için üzerinde çalışılması gereken bir varsayımı olsa bile, evlat sahibi olma konusunda efendinin hoşgörüsü, şu ana dek görüldüğü gibi ve kesinlikle görmeye devam edeceğimiz gibi, kendi ordulannın ya da yabancı orduların neredeyse her gün neden olduğu ölü ve yaralı kayıplarını ödünleme zorunluluğuna da bağlı olabilirdi.