·112 syf.··Beğendi
···Okunma: 09 Ekim 2020 17:38 Prenslere bir devleti ayakta tutabilmek için adeta kılavuz olarak yazılmış bir Machiavelli kitabı.Kitaba değinmeden önce Can Yayınları’nı bu özenli çalışmadan dolayı kutluyorum.Hem Machiavelli’nin siyasi yaşamı hem o dönemde İtalya’nın ahvali hem de kitabı nasıl okuyup anlamlandırmamız gerektiği ile ilgili okuyucuyu bilgilendiren bölümler kitaba eklenmiş.Hatta o dönemdeki İtalyan prensliklerini içeren bir harita bile mevcut.Bu ön hazırlık sayfaları kitabı anlamak için çok iyi yol gösterici oldular bana.
Machiavelli kendi de İtalya’nın Floransa prensliğinde siyasi görevlerde bulunmuş, o dönemde bölünmüş halde bulunan İtalya’nın sıkıntılı havasını solumuş bir yazar.Bu kitabı yazmasında da siyasi deneyimleri ona yol göstermiş.Prens bir devleti ayakta tutabilmek için gidilen her yol meşrudur anlayışıyla ortaya konmuş bir kitap gibi gözükse de aslında benim için her zaman ağzımıza bir parmak bal çalan siyaset dünyasının aslında ne olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyan bir kitap oldu.Bir prens acımasız olmalı, siyasetinde dini kullanmalı, halka karşı her zaman sevimli görünmeli ama aslında bambaşka biri olmalı, pis işlerini başkalarına yaptırmalı...Bunları okuduğunuzda kanınızın donduğunu hissediyorsunuz ama sadece üç saniye sürüyor bu durum.Çünkü bir bakıyorsunuz günümüz dünyasına hiçbir şey değişmemiş.Bu kitaba “ şeytanın kitabı” demişler bir vakitler.Peki o şeytanlar hala dimdik ayakta değiller mi? Amerika’nın Irağı işgal edip “Ben buraya demokrasi getirdim.” demesi de şeytani değil miydi? Halkın dini duygularını kullanarak siyaset yapmak, laik olmayı dinsiz olmakla eşdeğer tutmak şeytani değil miydi? Devlet halk için değil ,halk devlet için vardır demek şeytani değil miydi?Örnekler o kadar çok ki.Bu yüzden ben Machiavelli’yi okurken zihnimde bir şeyler uyandı ve bu adam yüzyıllar öncesinden beri süregelen gerçek siyaseti anlatmış dedim kendi kendime.Belki de bugüne kadar kimse siyaset bilimi ile ilgili Machiavelli kadar dürüst olmamıştır.Kitabın eleştirebileceğim tarafı da bir Orta Çağ zihniyetiyle yazılmasından kaynaklı olsa gerek kadınsılığı düşüklük olarak yansıtması ve genelde prenslerin iyi niyetli olanlarını kötü bir şeymiş gibi kadınsılıkla suçlaması oldu.O satırları okurken içimdeki feminist uyandı diyebilirim.
Ayrıca insan doğasının kötülük üzerine kurulduğunu düşünmesi ve sürekli tekrar etmesi de beni şaşırttı.Belki ben Polyannacılık yapıyorum ama hala iyi insanlar olduğuna ve bir şeylerin değişebileceğine dair inancımı yitirmedim.Prens bugünün dünyasını yüzyıllar önce yaşamış birinin gözünden algılamak, siyaset denen olguyu kavramak, devlet yönetimi ve iktidar olmayla ilgili aydınlanmak için çok önemli bir kitap.Kitap gerçekten şeytanın kitabı mıdır bilinmez.Önemli olan senin kitabı hangi duygularla okuduğun.