·303 syf.····Okunma: 10 Ekim 2020 21:19 Camus bu romanında ölümcül bir salgına yakalanan 'Oran' kenti sakinlerinin salgına karşı verdiği savaşı konu alıyor. Olaylar farelerin ölümüyle başlıyor ve kent sakinleri ilk başta bu ölümlere pek bir anlam veremiyor. Daha sonra insanlarda görülmeye başlanan hastalık belirtileri ve ardından gelen ölümlerle tüm kentte "salgın mı?" sorusu sorulmaya başlanıyor. Doktor Rieux'ün, Cottard'ın, Grand'ın Tarrou'nun ve Rambert'in salgınla umutlu mücadelesi ve asla vazgeçmeyişleri çok güzeldi. Romanda anlatılan yer ve olaylar her ne kadar karamsar ve kasvetli olsa da Albert Camus'un umut dolu anlatımı bu kasvetli havadan sıyrılmaya yetiyor. Veba'nın arka planında her bir karakterin farklı bir hayat görüşü ve düşünce tarzı olmasına rağmen aynı amaç için bir araya gelmesi ve bu yolda birbirlerini tanıyıp dost olması da romanın içe dokunan kısımlarından biriydi.
Camus'un yaşadığı dönemde Cezayir'de böyle bir veba olayıyla karşı karşıya kalınmadı. Kendisi bir Tarihçi'de değildi. Tüm bunlara karşın bir salgını, yönetimin salgınla mücadelesini, halkın çaresizliğini, ayrılıkları ve özlemleri tüm gerçekçiliğiyle anlatması onun felsefi, edebi dehasının bir eseridir. Danıel Defoe'nin kitabın başında yer alan "Bir hapsedilmişliği başka bir hapsedilmişlikle göstermek, gerçekte var olan herhangi bir şeyi, var olmayan bir şeyle göstermek kadar mantığa uygundur." sözü bu durumu özetler. Camus'a romanını bir cümleyle özetle deselerdi o bu cümle olurdu sanırım.
Kitabı bu dönemde okumuş olmam bana fazladan çok şey kattı ve bazı bölümlerde dejavu yaşamış kadar etkilendim. Daha önceden okumuş olsam yazarı ve anlatmak istediklerini bu kadar iyi anlayamazdım diye düşündüm. Kitabı okurken hem kahramanlarla hem de günümüz insanlarıyla empati kurabildim. Yaşadığımız ve yaşamakta olduğumuz birçok durumu bir yazarın gözüyle değerlendirebildim. Romanı bu dönemde okumak size daha çok şey katacaktır eminim.