Puan vermedi·1808 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Eylül 2020 23:48 Roman 1800’lü yılların başında Fransız ihtilalinden sonra hükümdar olan Napolyon’un Avrupa’ya düzenlediği seferlerden sonra son olarak Rusya’ya karşı açtığı savaşı uzun bir dönemde detaylı bir şekilde anlatıyor. Bu anlatımı beş aile üzerinden gerçekleştiriyor. Bazen bu ailelerin normal yaşantılarını bazen de bu ailedeki bazı karakterlerin savaşa gitmesini, oradaki savaş ortamını anlatıyor. Savaşı içerden biriymiş gibi hissedebiliyoruz bazen. Bazen de çok karmaşık geliyor anlatımlar. Özellikle savaş meydanları fiziksel olarak tasvir edilirken. Roman, olayları çok gerçekçi aktarırken birçok karakterin romantik olduğunu da görüyoruz. Ve bu romantik eylemlerde bazen öldüklerini de. Rusların savaş ile ilişkileri genel olarak duygusal şekilde. Yani savaşta çok plan yapmak, çok akılcı davranmak detaylar vs. Rusların çok yaptığı bir şey değil. Mesela Rus ordusunda Alman, Avusturyalı komutanlar vs. var onlar işi bu şekilde (akılcı vb.) yürütmek istiyor fakat Ruslar, yürekleriyle çarpışmaktan, hurra deyip tabiri caizse Allah Allah nidalarıyla düşmanı ezip geçmekten, şan, şöhret, kahramanlık, onur, gurur için savaşmaktan bahsediyorlar. Bu anlamda Rusların savaşa bakışı anlamında romantizm ağır basıyor. Tabi ki bu, Ruslar hiç plan yapmıyor anlamına da gelmiyor. Tolstoy savaşı, savaşın olmadığı zamanları bu şekilde anlatırken sürekli olarak da tarih kitaplarında anlatılanların ne kadar gerçek ne kadar yanlış olduğunu sürekli tartışıyor ve sorguluyor. Savaşların tarih kitaplarında anlatıldığı gibi çok planlı, her düşünülenin gerçekleştiği gibi değil aksine bir sürü planın gerçekleşmediğini, savaş başladığı andan itibaren birçok şeyin spontane geliştiğini, birçok çarpışmanın sonucunu bir sürü tesadüfün bir araya gelerek oluşturduğunu, kahramanların her zaman kitaplarda yazılanlar olmadığını vs. anlatıyor Tolstoy. Yani birebir savaşın içindeki gerçeği. Yazar, savaşı bizlere hissettiriyor. Aynı zamanda savaşın toplumdaki yansımalarını da anlatıyor. Tabi ki kitap sadece savaştan anlatımından ibaret değil. Savaş dışındaki sosyal yaşam, ailelerin kendi yaşamları, aktiviteleri, eğlenceleri, ilişkileri gibi o zamanın genel olarak soylular dünyasına ait yaşamı da anlatılıyor.
Kitabın son söz kısmında Tolstoy uzun uzun ve detaylı bir şekilde özgürlük/sınırlılık ve irade konularını tartışıyor. Uzun ve detaylı olmasına rağmen bana birazcık karışık gelmişti bu bölüm. Ama tekrar okumam gerektiğini de söylüyorum kendime.
Karakterler konusunda Tolstoy her zamanki gibi yine çok gerçekçi. Bir karakterin tarafını tutmanız çok zor. Karakterleri saf iyi saf kötü hiçbir zaman göremezsiniz. Göreceğiniz şey her karakteri iyisiyle kötüsüyle yani her yönüyle görmek. Ama nerdeyse her karakterde kendimizden bir şeyler bulabiliyoruz. Tolstoy onlara sempati duymamızı değil, onları anlamımızı istiyor hep.
Son olarak kitap bazen çok akıcıydı bazen de sıkıcı olabiliyordu. Karakter sayısı fazla olduğu için kitabın özellikle ilk cildinde karakterler ve birbirleriyle ilişiklileri karışabiliyordu. Bunun için internetten yardım alarak bir kağıda ailelerin soy ağacı şeklinde bir grafik çizdim ve kitabın arasına koyup dönüp dönüp baktığım zamanlar oldu. Bu da okumamı kolaylaştıran etkenlerden biriydi. Kitabı iş bankası yayınlarından okudum. Çevirisi gayet iyiydi.