Bazı yazarlar, okuyucunun o an içinde bulunduğu çevresel, duygusal ve hatta biyolojik durumlarından sıyrılıp anlatının tam ortasına oturtmayı, o havayı solumanızı çok rahat sağlar. Benim için Jack London bunun en iyi örneklerindendir..
60 derecede ki kuzey soğuğunu, buzunu, donunu iliklerinize kadar hissettirir. Ya da tıka basa doluyken karnınız, üçüncü öyküde ki anlatılan açlığı, açlıktan delirmişliği mide kramplarınızla birlikte okursunuz. Midenizin mevcut haline şükrü boşuna değildir..
Jack London klasiği olan, karakterlerine eşlik eden köpeğimiz ve hastalıklı bir kurdumuz var. Yazarların bilinçakışı yöntemini ve içsel monologları kullanışını fazlasıyla görürüz, işte bunu hayvan karakterlerde muazzam anlatır Jack London.