“Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü ‘Suskunlar’ sessizliği olduğu kadar seslerin ve sözlerin, yani musikinin romanıdır” diyor İhsan Oktay Onar…
Oktay Onar Osmanlı kültür ve birikimi çok iyi bir yazar olduğunu bu romanı okurken anlayabilirsiniz. İçerisinde Osmanlıca kelimeler çok fazla yer etse de bu bana büyük bir zevk verdi. Osmanlı zamanını özellikle saray dışına çıkıp halkı ve Osmanlı alt kademeyi , Konstantiniye ( İstanbulu) tasvirlemesine ise bayıldım… Oktay Onar tabiriyle bu roman musikinin romanıdır. Müzik hakkında bu kadar bilgi birikimi bana yeter artar diye düşünüyorum ( Hiçbir şey bilmediğimi düşünürdüm, gerçekten bilmiyormuşum)
Kısaca romandan bahsedecek olursam :
Mehteren takımından olan Kalın Musa ve Ailesinin başından geçen olayları anlatıyor. Aslında romanda çok karekterler var, ana karekterlerden ve olaylardan bahsetmek bile uzun bir inceleme olacaktır…
Kalın Musa Cimri bir adamdır ve kaba ve birazda kurnazdır ,onun tam tersi karekterde olan bir oğlu vardır Veysel Kemençe çalmak dışında bir kabiliyeti yoktur. Bir gün eve ikiz çocuk bırakılır. Veyselin bir kadınlar gizli saklı meydana getirdiği çocuklardır bunlar. Cimri olan kalın Musa çok sinirlenir çünkü onlara para harcamak istemiyordur. Amcaları Hüseyin efendi ikiz çocuklara sahip çıkar ve masraflarını karşılama sözü verir ve Kalın Musa kalmalarına izin verir. Amca Hüseyin gündüzleri bir kahve geceleri insanların eğlenmelerini sağlayan bir eğlence yeri işletiyordur.
İkiz çocuklardan birinin adı Davut , diğeri Eflatundu. Davut babası ve amcasının yolundan gidip ud çalmayı öğrenip iyi bir udi olmuştu. Eflatun ise sessiz kendi halinde müzikle çok alakası olamayan biriydi. Bir gün Eflatun bir ıslık sesi duyuyorum diye söylenmeye başladıktan sonra çocuğa cinler musallat oldu diye yapılmadık muska dua kalmadı ama ıslık sesi geçmiyordu. Delirdiğini düşünüp senelerce evde kapattılar. Bir gün bu ses ıslıktan çok çağrı şekline dönüşünce Eflatun evden kaçtı…
Eflatun Konstantiniye sokaklarında çağıran insanı aramaya koyuldu. 7 farklı insan ve bu insanların kişiliklerini yerip insan olmayan özelliklerini ustaca eleştirmesi Eflatunun evden kaçış macerasıydı.
Bundan sonra olaylar başlıyor ; musiki içinde olan çalgıcılar , ney üfleyen Mesnevi dervişi İbrahim efendi , Tanburi çalan sözde sahte alim Cüce efendi , şarkı söyleyerek peygamber olduğunu dile getiren Zahir ve musikiye eşlik eden bir çok karekter işlenmiş… Romanda ayrıyeten cinler, hayaletler , kahinler ve fantastik denecek kadar (benim tabirimle) halkın körü körüne inandığı olaylar mevcut.
Kitabı okuduktan sonra Osmanlı kültüründen Büryan kebabını araştırdım. Anlatırken obur birisi yiyordu çok canım çekti :D Bir de iki gündür Ney dinliyorum. Bana neler oluyor bilmiyorum ama sanırım musiki büyüsü beni sarmaya başladı :D
Okunmalı mı ? Deneyin derim…