Puan vermedi·269 syf.····Okunma: 21 Ekim 2020 22:48 Kitabın dili başlarda kullanılan eski sözcüklerden ve dönemin olaylarını belirten kalıplaşmış kelime kullanımlarından dolayı ağır geliyor. Yazar o döneme dair yaşayışı o dönem kullanılan sözlerle deyimlerle kişi ve yer tasvirleri ile ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Ancak okudukça yazarın diline ve üslubuna anlaşılıyorsunuz. Kitabın gelişi güzel hayalgücü ile değil de döneme ait gerçekçi araştırmalar sonunda yazarın hayalgücü ile birleşerek ortaya çıktığını hemen farkedebilirsiniz.
Kitap sizi İstanbul'un sokaklarında, çalgıcıların, katillerin, Mevlevi dedelerinin ruhsal aleminde ve ezelden beridir güzele düşman olan Tağut ile hayaletler ya da sıradan insanlar arasında kimi zaman güldürerek, kimi zaman üzerek bazen de derin bir düşünce alemine salarak ama hep bir sonraki bölüme devam etmek için merak halinde ve sözlerle hallerle o döneme ait geniş bir betimleme ile gezdiriyor. Bu betimleme kimi zaman bir çingenenin sözleri oluyor kimi zaman ise Rafael'in evinin pis kokusu oluyor. Kitap bu betimleme ve anlatımındaki zenginlik ile okuyucu da okuma, keşfetme ve öğrenme hazzı uyandırıyor.
İhsan Oktay Anarın okuduğum 2. Kitabı olan Suskunlarla birlikte yazara olan hayranlığım katlandı diyebilirim. Okuduğum iki kitapta da aklıma gelen tek şey bu kitaplar filme çevrilse keyifle izlerim oldu. Kitaplardaki konular o kadar ayrıntılı ve betimleyici ki okuyucuda film izleme isteği uyandırıyor. İyi bir yönetmenle Türk sineması için farklı ve yüksek standartlı işler çıkarılabileceğini düşünüyorum.