Gönderi

Haydi artık Kok!
Sanırım az önce öldüm. Nasıl bir şey olduğunu anlatmam pek mümkün gözükmüyor. Keskin bir bıcak darbesinin kalbe saplanması gibi bir sancıydı ayaklarımın ferini söndüren, düşürdü dizlerimin üzerine. Sonra yıkıldım yüzüstü, düşmenin şiddeti yakmadı canımı, şans eseri kafam sağa dönük bir şekilde yerle temas etti. Yanağımın yerdeki parkeye vurmasıyla etlerim dalgalandı, küçük sekişler oldu, yavaşça duruldu, gözlerim açık. Bu andan itibaren can vermiş olmalıyım. İnsan kendi cenazesine bu kadarda yabancı olabilir miydi? Ben oldum, sanki yerde yüzüstü yatan ben değildim de, sokakta hiç tanımadığım bir insanın cansız bedeniydi. Merakla izledim kendimi. Onlarla tek farkımız vardı. Beni ellerinde son model cihazlarıyla videoya alan, özçekim yapan ya da o heyecanla telefona sarılıp arkadaşlarına gördüklerini anlatan bir kalabalık yoktu. Olsa mıydı bilemedim! Ailem, dostlarım, arkadaşlarım ve tanıdıklarım yıllarca bu evin kapısına vardıklarında hiç kapının açılmadığından dert yanıp durdular. Her defasında ise evde olmadığımı söyledim, yoktum da evde, kalpleri kırıklarak ikna oldular. Belli bir tekrardan sonra kapıdan dönüşler alışkanlık halini aldı ve evde olduğum vakit kapıyı geç açsam bile kimsenin olmayışıyla karşılaşmalarım başladı. Buna bende alıştım. Ben varken onlar yoktu, onlar varken de ben. Türlü zevkler ve aklın hayalin alamadığı gösterişli yaşamları tükettim, sırf başkalarının göz zevki için binlerce liralık elbiseler almaktan geri duramadım. İyi bir ev araba değildi amacım en iyi araba en iyi ev için tükettim yaşamımı. Güzel kokmak uğruna sayısız esans ile dolu dolabım. Elimden düşürmediğim telefonum, hayranlıkla hayatı ekranından yaşadığım telefonum. Ömrüm full hd 6 santim bir ekranda tükendi. O kadar çok düştüm ki hayatımı yaşamaya hiçkimseye ayıracak zamanım yoktu. Ne anne ne baba ne de kardeşler... Her birinin sayısız çağrısını cevapsız bırakmak gibi bir özelliğim vardı. Buna çok içerlemişlerdi biliyorum, ancak hiç anlamadığım, anlamlandıramadığım bir yaşayışla erteliyordum. Hergünü yarına bırakıyor o yarının bu yarın olması beceremiyordum. Seneler geçti, onlar aramamaya alıştı bende yarınlarıma bir yarın daha eklemeye... Kaç saat geçti böyle bilemedim. Gün döndü aydınlandı her taraf yeniden karanlığa büründü. Gitmek isteğen ben bırakamazdım bu şekilde yerde yatan beni. Duramazdım da böylece, diledim birilerinin yokluğumu fark etmesini, sayısız kere çaldı telefonum. Kimseler gelip vurmadı kapıyı, veremedim telefona cevap, ışık yandı söndü. İç huzurum huzursuzluğa döndü. Bir daha asla olmayacaktım, ne gündüzde ne gecede, ne yazda ne kışta, asla. Ölmüştüm. Hedeflerim, yapmak istediklerim ve her şeylerim yarım kalmıştı. Her ölüm erkendi ama benim ki çok daha erken oldu. Daha yaşım 36... Neden öldüm ki. Sigara içtiğim doğru, çok sigara içtiğim de doğru, çok fazla içtiğim de. Düzensiz uykum, sürekli yorgun bedenim. Sol kolumdaki aylardır süregiden ağrı. Sol kolum, ağrı, ağırmıyor artık. Bunun için doktora görünmüştüm. Doktor muayenesinden sonra bunun eklem ağrısı olmadığı ya d vitamini eksikliği ya da kalp rahatsızlığını olduğunu söylediğinde yaşıma güvenip sorun olacağını umursamayıp, tahlillere vaktim olmadığını söylemiştim. Sonra bir arkadaşım bu tür ağrıların tezi olduğunu söylemiş ve genelde kalp rahatsızlığından dolayı olduğunu kulağıma üflemişti. Buna da itibar etmemiş ve hayatıma kaldığı yerden devam etmiştim. Çok geçmedi bu konuşma en fazla iki ay... ve devam edemediğim bir hayat. Bedenimde morarmalar başladı, olduğumdan çok fazla şekilde kilolu da gözüküyorum. Kendimden hiç bu kadar iğrendiğim olmamıştı. Tenimde bazı yerlerde çatlaklar, şişkinlikler belirdi, çok kötü bir kokunun evi sardığını da anlamam zor olmadı, saksıda çiçek soldu. Bu şekilde daha fazla burada kendimle kalamazdım, bırakıpta gidemezdim. Hayatta hiç istemeyeceğim şeyi diledim. Öyle kötü kokmak ve bu kokuyu başkalarının farketmesini... Günler yine geçiyordu, kimselerin farkında değildim. Aslında şanslıydım, kolay bir ölümle karşılaştım ve neredeyse hiç acı çekmedim. Ancak acı olan şey acı çekmek değildi, hiç olmak, hiçe yol almaktı. Nasıl ki doğmadan önce yoktuysam artık öldüğümde de yoktum. Geldiğim yere geri döndüm. Peki ama doğmadan önceki hiçliğimde milyonlarca yıl geçmesine rağmen herhangi bir kaygı duymuyorken öldükten sonra bensiz geçecek bu zaman için kaygım nedendi? Doğmadan önce sahip olamadıklarım sorun olmuyor, öldükten sonra bensiz bırakacaklarım canımı acıtıyordu. Halbuki ikisi de aynı şey. Tek fark yaşanmışlık ve bu yaşanmışlıkta sahip olduklarım. Artık kokum evin duvarlarını aşıyor. Dünya öyle bir yer ki bazen insanı öyle hale getirir ki asla istemediklerini ister, olmam dediğini oluverdirir. Kapım saatler önce çalındı, her kimse çok durmadan kapıdan ayrıldı. Yaklaşık üç saattir benim başımda bekliyorum. Görüntü iğrenç ötesi ve leş. Bir ağzım olsaydı kusmalarım üç ay sürerdi. Kapım kırıldı. Bir sürü resmi işlemden sonra cesedim kaldırılıp defnedildi. Öyle tutuklu kalmıştım ki o yerden ayrılamadım. Eve gelen ailem, aile dostlarım evlerine döndüler. Yalnız bir ayrıntı vardı: beni bulan. Caddemizde bir evsiz vardı. Başından türlü hadiseler geçmiş, her şeyini kaybetmiş, umutsuz bir herifin tekiydi. Birkaç defa karşılaştık ve öyle pis bir kokusu vardı ki iğrenmemek, oradan kaçmamak elde değildi. Yine böyle bir karşılaşmaların birinde eve doğru ilerlerken evin anahtarını düşürmüşüm. Arkamdan koşarak geldi. - Bayım, dedi. - İşim var, işine bak ve yaklaşma, dedim. - Eviniz... Diyecekken durup arkamı döndüm ve ne kadar kötü koktuğunu, burada olmaması gerektiğini, herkesi endişelendirdiğini ve daha neler neler saydım. O ise; - Evinizin anahtarını düşürdünüz, buyurun, dedi. Utandım ve aldım anahtarı hiçbir şey demeden arkamı döndüm ve yürüdüm. Ardımdan bağırdı. - Dünya, dedi. Dünya insana olmak istemediği şeyleri oldurabilir bayım, dikkat edin, dedi. Ben ise dikkat etmedim.
··
238 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Psikolojiye yoklama çeken bir hikaye olmuş ağabey, kalemine sağlık.. Gece gece pek iyi geldi (:
Tayfun
Gönderi Sahibi
Buna vakıf olmak gerekmez mi? Yazmak çok zor bir iş, çok şey ister. Biz ancak böyle ufaktan kendimizi teselli ederiz. Hepsi bu. Hayırlı geceler güzel dostum.
Kesilmeden,donup tekrar etmeden sonuna kadar okudum..yuregine saglik
Tayfun
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim.
Vay bee Hayalimde canlandırdın be abim İçsel bir sorgulama sezdim Cesedin yere ağır çekimle düşmesi ve benim ulan eğer yere düşersem bari yanak üstü düşeyim daha az acıtır diye düşündüğümü senin sözcüklerinde görmek gülümsetti beni😂 tabi gizemini saklayan kısımları sezdim kendimce hayalimde yer edinip anlamlandırdığım kısımlar. Kokunun gittikçe artması acaba yalnızlığı mı ifade ediyordu ve daha çok artması yalnızlıkla orantılı mı? Onu düşünüyordum. Bütün senaryonun cesedin yerde iken iç konuşmayla onu ve hisslerin anlatılması güzeldi. Emeğine sağlık ben yazdiklarını seviyorum😊 okudukça iyiki okudum dedim Hee bir se sevdiğim bir yanın var Betimlemelrini çok beğeniyorum Gözlemci biri olduğun çok belli Durup izleyenlerdensin😂 çok uzattım emeğine sağlık tekrardan
Tayfun
Gönderi Sahibi
Diyorlar ki yazman bu hikayeyi yazmağa kalktığında kendini öldürdü, kaleme aldı ve sonda diriltti... :) Bu yazmanlar çok abartılı insanlar değil mi İsmail. Ne gerek vardı bu kadar tantanaya... Direkt “bu zamana kadar var mıydın ki de şimdi yok olmaktan korkuyorsun,” demek daha kolay değil miydi? Teşekkür ederim zaman ayırıp okuduğun için.