·336 syf.····Okunma: 27 Ekim 2020 23:02 (Spoiler içerebilir)
Ortadoğu’da yaşayan kadınların zorlu ve adil olmayan yaşamlarına değinilen bir kitap daha. Evet fazlasıyla dram yüklü..
Uçurtma Avcıları, Bin Muhteşem Güneş, Ve Dağlar Yankılandı, Kızım Olmadan Asla ve şimdide Annemi Bir Kez Daha Görebilsem...
Hepsinde benzer şeyleri okudum. Her defasında kadınlara biçilen rolden, erkek egemen anlayıştan, kadınların; özgürlüğe hasret, çok zorlu ve çağdışı şartlarda yaşamak zorunda bırakılmalarından tiksindim. Sayfaları “bu nasıl olabilir” diye öfkeyle çevirdim hep..
Evet tüm bunlar çok kötü. Korkunç. Bu konuda hepimiz hemfikiriz..
Ama bu kitapta beni alaşağı eden bir türlü kabullenemediğim bir nokta oldu ki; kahramanımızın küçücük bebeğini (3 yaşında ki oğlu) sırf erkek diye bu korkunç yaşam şartlarına terk edip özgürlüğe gitmesi oldu. Kitabın sonlarında bir söz var ki içim parçalandı. “En kötü şey Nadia’yı arkamda bırakmak zorunda olmam” diyordu...peki ya oğlun, minik Marcus.. diye kızdım açıkçası. Erkeklerle kadınların sahip oldukları haklar konusunda uçurumlar var evet ama ne olursa olsun yaşam şartları ortada.. Nasıl bıraktı anlayamıyorum. Tabi yaşamadan yorum yapmak ne kadar doğru bilemiyorum ama ben kabullenemedim işte. O yüzden özetle kitabı sevemedim.
Yeri gelmişken kitabın dili oldukça basit ve duygu aktarımı fazlasıyla zayıf, sadece olan olayları kısa cümlelerle çabucak aktarma kaygısı ile yazılmış gibi. Betty Mahmudi veya Khalid Husseini’nin kitaplarında aldığım duyguyu bu kitaptan alamadım. Yaşanan dram tekdüze anlatılmış...
Yine de okunabilir.