10/10
·591 syf.··
Beğendi
·
2020 25. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 22 Temmuz 2020 20:43
Çok kesin ve net bir şekilde, en azından şu ana dek, EN SEVDİĞİM KİTAP. Yakın zamanda tekrar ama İngilizce olarak okumayı düşünüyorum, çevirisinde bir takım saçmalıklar vardı. (Örneğin Freud'un "id"ini "it" olarak anlayıp "o" şeklinde çevirmiş, eksik harfler yada diyalog bittikten sonra konulmamış tırnak işaretleri, "absürt tiyatro"nun "saçma tiyatro" olarak çevrilmesi vs.) Kitap felsefe tarihi ile ilgili, ve bu yüzden sıkıcı olacağını düşünebilirsiniz. Ama bu çok yanlış bir düşünce olur! Eğer Inception ve Insterstellar filmlerini beğendiyseniz bu kitabı beğeneceğinizin garantisini verebilirim. Özellikle kitabın yarısından sonra işler öyle bir hale geliyor ki, meraktan kitabı elinizden bırakamıyorsunuz! Zaten ilk filozofların fikirleri fazla ilkel ve şuanki bilgi koşullarına göre saçma. Ama tabii Hegel'in de dediği gibi, hepsini kendi dönemlerine göre değerlendirmemiz gerek. Kitapta kadın filozoflar neredeyse yok, bu aslında büyük bir eksi ama fazlasıyla eleştirilmiş kitapta karakterler tarafından. Hypatia of Alexandria, Mary Wollstonecraf (Mary Shelly'nin annesi), Ayn Rand, Theano, Judith Butler gibi isimleri de görmek isterdim. Ama tabii kitap tüm (Avrupa) felsefe tarihini ele almış olduğundan, öyle olmuş olsaydı şuanki halinin 2 katı olması gerekirdi. Ben şikayetçi olmazdım gerçi, bana kalırsa çoğu kişiye az bile değinilmiş. (Spinoza ve Locke sanki çok kısa geçti gibi hissediyorum. Berkeley sadece 3 sayfa!) ama aslında bu kitap gençlere felsefe sevgisi ve merakı aşılamak için yazılmış olduğu düşünülürse, şikayet edemem. Tabiiki tüm bu yazarların eserlerini ve hayat hikayelerini ayrıca okumam gerekecek. (Ve kadın filozoflar ile ilgili kitaplar.) Bu kitabı okurken de yer yer durup bende zaten bulunan ve kitapta adı geçen kitapları okudum: Sokrates'in Savunması ve Komünist Manifesto. Sırada Simone de Beauvoir olabilir, yada Freud. Tabii bir kadın olarak Freud'u (yada kitapta bahsedilen çoğu filozofu) pek sevdiğim söylenemez, ama tabii bulundukları dönemin her türlü zihniyetine de karşı çıkabilmelerine beklemek gerçekçi olmazdı. Bu tür kitapları hep altını çizerek ve çok önemli bulduğum sayfaları katlayarak okurum. Bu kitapta çok sık yaptığım bir şey oldu bu, ve tekrar tekrar bu sayfalara dönüp daha ayrıntılı araştırmam gerekecek. Aslında kavram olarak çoğunu daha önceden okuduğum psikoloji kitaplarından biliyordum, ama bu kitap her şeyi tarihsel bir çizgiye yerleştirmeme ve bu kuramların nasıl ortamlarda ve toplumlarda ortaya çıkıp nasıl gelişmiş olduklarını öğrenmemde çok faydası oldu. #SPOILER# Ve tabiiki kitapta en sevdiğim olaylar romantik ironiden sonrası, yani Sofie ve Alberto 4. duvarı yıktıktan sonra gerçekleşti. Böyle durumları gerçekten çok seviyorum! Hilde'nin babasının kendisine hediye olarak yazdığı bir kitabın karakterleri olduklarını fark etmesi, bence Inception izledikten sonra yaşadığım gibi "Acaba bir rüyada mıyım?" yada "Acaba ben de birinin hayal gücünün ürünü olabilir miyim?" hissi yarattı. Özellikle de Hilde ve babasının da Jostein Gaarder'in hayal gücünün ürünü olduğunu düşünürsek. Ve en sonunda yıldızlara bakarken aslında geçmişi görmemiz, binlerce yıl önceki düşünürlerin "her şey tek bir şeyden oluştu" çıkarımının Big Bang açısından düşünüldüğünde doğru olması, ve aslında hepimizin bir yıldız tozu olduğu ile bitirmek! Gerçekten çok etkileyici. Sanırım tanıdığım tüm liseli ve yetişkin insanlara hediye edeceğim bir kitap. Yeni bitirmiş olmama rağmen tekrar okumak istiyorum ve bu uzun zamandır başıma gelmemişti. Felsefe sarhoşu oldum diyebilirim.
Felsefe
Sofie'nin DünyasıJostein Gaarder · Pan Yayıncılık · 202043,7bin okunma
·
15 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.