47 yaşındayken 1960’ta trafik kazasında ölen Albert Camus’un en ünlü 2 eserinden biri Yabancı, bize de yabancı olan duyguları daha doğrusu duygusuzluğu anlatıyor. İyi ki Mersault isimli ana kahramanın ağzından olayları dinliyoruz. Yoksa kitaptaki karakter yoksunu şahsın ne algıladığından okuyucu olarak bihaber olacaktık.
Mersault denen kifayetsiz arkadaş kitap boyunca bizi sinir eder şekilde kayıtsızca tavırlarıyla hayatın boş, herşeyin beyhude, varlığın sebepsiz, tanrının gereksiz, insanın önemsiz vs tutumunu bize hissettiriyor. Felsefeci olan Camus’un “bakın bakın aslında size ne anlatıyorum” babından karakterimize papaza birşeyler anlattırıyor ve 110 sayfalık kitapçık tık diye bitiyor.
Bu kısacık uzun hikayede yanarım yanarım da Mersault gibi kütük doğuran merhum anneye yanarım. Oğlunu (egzistansiyelistleştirdiklerimizden) varoluşçulara kaptıran zavallı anne, ardından bir Fatihayı bir duayı bırak, herhangi bir insani tepkisi olmayan bir maddi boşluk dünyaya getirdiğinden, mezarındaki yerinde ters durması/dönmesi kuvvetle muhtemeldir.
‘Yazarsın Camus olursun Camış’ diyerek yazarı anıyor, varoluşçulara da tez zamanda mezar ziyareti tavsiye ediyorum, saygılar