Öyle temiz deliriyor ki kadınlar. Öyle sıradan normalmiş gibi. Biz delirmeyi özel bir şey sanarız. Sanarız ki belirtileri çok bilindik. Oysa o kadar sıradandır ki kadınlar için delirmek. Hayatın sunduğu çetrefilli yapısında duygularını asla geride bırakamayacak kadınlar için delirmek cok sıradandır. Bu sıradanlıkta onları ayırt etmek çok zordur. Çünkü bu deliren kadınlar biziz. Sen, ben, annemiz ,anneannemiz. Yaşadığı acılarla değiştiklerini hissederiz ama delirmek demeyiz buna. Çünkü her kadın biraz delirmiş olabilir baş etmek için hayatla. Delilik değil de mücadeledir aslında bu.
Hangi kadın kabullenebilir ki aldatılıp terk edilmeyi. Hangi kadın unutulabilir ki evladının acısını. Ya görünüşe bu kadar takıntılı bir dünyada yer bulmaya çalışmak kolay olabilir mi?
Ailenin sana ördüğü bir kabuk vardır. Seni koruyup kollayan, huzurlu bir ortamda büyümen için çabalayan, birbirlerini seven anne babanın olduğu bir evde kabuğun sağlamdır. Çatlaması kırılması zordur. Sevgi üzerine, güven üzerine kuruludur o kabuk. Ama tam tersi ise yetiştiğin ortam, sana verilen kabuk çatlaktır zaten. Ve seni korumaz senin de senden sonrakini koruyamayacağın gibi.
Kabuk da Zeynep Kaçar bize üç kadın profili sunar. Bu üç kadına bir de Muhsin/Efsun' u ekler. Herkes kendi anlatır nasıl delirdiğini. Her bölüm bir film sahnesi tadındadır. Bölümleri birleştirdikçe çözülür düğüm, kim kimdir diye. Süslü cümlelerle değil tam da istediğimiz açıklıkla anlatılır her duygu. Başarılı bir kurgu oluşturulmuş #Kabuk da sizi içine çekip bir solukta okumanızı sağlayan.
Kurulan her kurgu yazarın hassasiyetinin dışa vurulmasıdır. Duyarlı olduğumuz şeyleri çok başarılı anlatabiliriz. Çünkü onlar bizimde kanayan yaramızdır bir yanda. Bu kitapta ortak duyarlılıklarımız da vardı ortak olmayanlarda. Sıradan bir ailenin yaşadığı sıradan olmayan problemleri öylesine bizden ki. Farklı hayatları düşünmek adına güzel bir eser. Belki hep yargılamaz bazende anlamaya çalışırız baska hayatlara bakarken dedirtti bana. Kabuk da benim Muhsin/Efsun' u anlamaya çalışmam gibi.