7/10
·120 syf.··
2020 9. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 04 Kasım 2020 14:40
Kitabın(Ecce Homo- Kişi Nasıl Olduğu Kimse Olur) değerlendirmesine başlamadan önce adında yer alan “Ecce Homo“nun ne demek olduğunu araştırdım. Araştırmalarımın sonucunda Ecce Homo’nun bir hikayesi olduğunu öğrendim. Hikayeyi özetlemek gerekirse; İsa çeşitli suçlamalarla yargılanmak üzere Pontius Pilate’nin karşısında getirilmiş. Yargılama sonucunda Pontius Pilate İsa’yı suçsuz bulmuş. Pontius Pilate İsa’yı halkın karşısına çıkararak “ECCE HOMO!“ yani “İşte insan! İşte bahsi geçen günahkar, suçlu olduğunu düşündüğünüz adam.“ anlamına gelen sözleri söyleyerek halka suçsuz olduğunu anlatmış. Ancak halk tatmin olmamış, tepki göstermiş ve bunun karşısında çaresiz kalan Pontius Pilate İsa’nın çarmıha gerilmesi kararını vermiş. Kitaba gelirsek; kitap Nietzche’nin kendisini, yaşantılarını, kişiliğini, kariyerini, kısacası hayatını anlattığı otobiyografik bir kitap. Nietzsche’nin son eseri olan bu kitap, yazılışından 10 yıl sonra basılmış ve okurlarıyla buluşmuş. Öncelikle kitap okunurken o dönemin şartları düşünülmeli ki yanlış kanılara varılmasın. Ecce Homo’nun Nietzsche’nin tüm eserleri okunduktan sonra tekrar okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda Ecce Homo; üzerinde düşünülmesi, her kelimesinin incelenmesi gereken bir kitap bence. Dolayısıyla tek solukta okunup anlaşılabilecek, bitirilecek bir kitap değil. Nietzsche’nin söylediği gibi biz(okuyucuları) onu anlamadık, anladığımızı sandık. Kendi düşüncelerimize göre biçimlendirdik onun yazdıklarını. Nietzsche üstinsanı anlatmaya çalışmış bizlere. Nietzsche üstinsanını anlatırken tam olarak kavradım mı bilmiyorum ama kısaca anladığımı aktarmaya çalışacağım. Üstinsan: Ahlak çerçevesini, dayatılan ahlak kurallarını, toplumun dayattıklarını sorgulayan, araştıran, kendi doğrusunu bulmaya çalışan kişidir. Kısmen katılıyorum bu tanımlamaya. Üstinsan bence de sorgulayan, eleştiren, kendi doğrusunu araştırıp bulan kişidir ancak topluma, insanlığa, iyiye zarar vermediği müddetçe. Örneğin toplum huzurunu hiçe sayan birinin üstinsan tanımına sığabileceğini düşünmüyorum. ​Nietzsche’nin kitapta fark ettiğim bir özelliği de bol bol kendisini övmesi, kendi egosunu tatmin etmesiydi. Yeteneklerini, düşüncelerini, yaşanmışlıklarını kısacası hayatını öyle övüyor ki “Ne adammış be!“ diyorum içimden. Tabii tüm bunların yanında yer yer ironi yaptığını da söylemeliyim. Nietzsche kitabın bir bölümünde kadınlarla alakalı bazı düşüncelerine de yer vermiş. Bu kısmı anladığımdan emin olmak için birkaç defa okudum çünkü Nietzsche gibi bir yazarın böyle düşüncelerinin olmasına aklım ermedi. Kabullenmek istemedim belki de. Nietzsche kadınların çocuk doğurduklarında birey yerine konulabileceğini, kadınların erkeklerden daha kötü olduğunu, kadın ve erkeğin haklarının eşit olması uğrunda mücadele verilmesinin bir hastalık belirtisi olduğunu, kadınların pantolon giymelerinin, özgürleşme düşüncesinin, oy kullanma ve eğitim almak istemelerinin çocuk yaparak bir birey olma hakkını kazanan kadınlara karşı kıskançlığı olarak nitelendirmiş. Çok tanıdık geliyor aslında bu düşünce yapısı bana. Ataerkil bir toplumda yaşayan herkese tanıdık geleceğinden de eminim diyebilirim. Kadınların ‘kadın’ olduğu için yüzyıllardır verdiği savaş ne zaman zaferle sonuçlanacak bilmiyorum ama biz kadınlar bu yoldan hiçbir zaman dönmeyeceğiz buna eminim. Toplum bir gün kadının varoluş nedeninin annelik olmadığını, kadının ‘kadın’ oluğu için değerli olduğunu anlayacak ve işte o zaman biz kadınlar rahat bir nefes alacağız. Konuyu toparlamak gerekirse dönemin şartlarını göz önünde bulundursam da Nietzsche’yi haklı bulmuyorum. Sonuç olarak Nietzsche kadınları tanıdığını sanmış ama asla tanıyamamış. ​“Zerdüşt diyor ki: İyi insanlar asla hakikati söylemezler. Yanlış kıyılar, yanlış güvenli kuytular öğretti size iyiler; iyilerin yalanlarında doğdunuz ve saklandınız. Her şey iyiler tarafından tepeden tırnağa yalana bulanmış, çarpıtılmıştır.“ diye anlatıyor iyiliği Nietzsche Neden Bir Yazgıyım Ben bölümünün altında. Nietzsche iyi kelimesinin sınırlarından taşıyor ve iyinin ne olduğunu kendi bakış açısıyla suratıma çarpıyor… Tam da bu noktada kendi çizgimden çıktım kitapla beraber. İyi kelimesinin bildiğimiz iyi insan, iyiliksever, iyilerin yaptığı doğrudur kalıbından çıkıyorum. Anlamaya çalışıyorum Nietzsche’yi. Nietzsche iyiliğin yanlış anlaşılmasından şikayetçi ve iyiyle ahlakı örtüştürmelerinden rahatsızlık duyuyor. İyileri sonun başlangıcı ve en zararlı insan türü olarak görüyor Zerdüşt ile birlikte. Ancak ne kadar zorlasam da ya Nietzsche burada ironi yapıyor diye düşünmek istiyorum ya da aynı fikirde olmadığımızı fark ediyorum. İyiler iyidir bence. Her insanın içinde biraz kötülük vardır ama o kötü yanını yenebilmektir önemli olan. Şu koca dünyada insanları hala yaşamaya direten şey iyiliğin yeryüzünde bir yerlerde olduğunu bilmektir. Hayatı sürdürülebilir kılan dünyadaki kocaman kötülük çöplüğünün içinde bulunan küçücük bir iyiliktir bence. Bilmiyorum… Belki de sadece iyilik adı altında gerçekleştirilen eylemleri, söylenen yalanları, hor görmeleri anlatmaya çalışmıştır. Umarım anlayamamışımdır Nietzsche’yi. Kitapta değinmek istediğim bir diğer nokta da Nietzsche’nin Almanlara karşı duyduğu nefret(?) Nietzsche sürekli safkan Polonyalı olmasıyla övünürken sık sık Almanları yerden yere vuruyor kitapta. Bu konu hakkında hem yazdıklarından hem de araştırmalarımdan çıkardığım sonuç; Nietzsche’nin hiçbir zaman ortaya koyduğu eserlerin Alman halkı tarafından anlaşılmaması, bunu açık açık dile getirmeleri, yazmayı bırakmasını söylemeleri ve bunun sonucunda hak ettiği değeri görememesi olarak anladım ben. Açık açık düşük zekalı insanlar topluluğu diyor Almanlara. İçini dökmüş Nietzsche bu kitabında. Almanlara, kadınlara, Yahudilere, inançlı olan her kesime içindeki nefreti kusmuş adeta. ​Nazi Almanyasına merak duyduğum bir dönem olmuştu. Kitaplar okuyup belgeseller izlemiş ve araştırma yapmıştım o dönemde. Karşıma bir yazı çıkmıştı. İşte o zaman merak duymuştum Nietzsche’ye ve hemen bir kitabını alıp okumuştum. Karşılaştığım yazı Nietzsche’nin efendi ve köle ahlakının Hitlere yön verdiği üzerineydi. Bu yazılıp çizilenler doğru mu bilmiyorum ancak Nietzsche, adının nefret ettiği Almanlarla birlikte anıldığını duysa ne yapardı acaba? Hani soruyor ya Nietzsche “Anlaşıldım mı ben?“ diye. Belki de nefret ettiği Almanlar tarafından anlaşılmıştır?
Felsefe
Ecce HomoFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201512,3bin okunma
·
35 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.