·376 syf.····Okunma: 10 Kasım 2020 13:39 Her Hasan Ali Toptaş okumaya başladığımda acaba bu sefer neyle karşılaşacağım diye meraklanırım. Çünkü kurduğu dünyalar öyle her romanda karşınıza çıkacak cinsten değildir. Bu kitap da öyle..
Hayatı heba olmuşların hikayesi.. Üç aşamalı bir olay örgüsü.. İlkin esas karakter Ziya'nın ev sahibesi olan Binnaz Hanım'ın yoklukların içinden varlığa uzanan hikâyesini okuyorsunuz.
İkinci hikaye Ziya'nın köy yaşamı..
Üçüncü ve asıl hikaye ise Ziya'nın askerlik hayatı.. Güneydoğu'da önce Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde acemi birliğinde komutanlardan dayak ve işkence ile eğitilen ana kuzularını görür ve içimiz parçalanır. Sonrasında ise Suriye sınırında kaçakçılarla mücadele adı altında zulüm ve haksızlıklara tanık oluruz. Bu haksızlıklara hem askerler hem de ekmek kavgasında olan kaçakçılık yapan gariban köylüler maruz kalır. Yazarın kendi deyimiyle "Bir değirmen ki başında kepi mi var, poşusu mu var demeden insanları gürül gürül öğütüp duruyor işte..." Kaçakçıları öldürürken kutlama yapan komutanları okurken aklıma ülkenin utanç sayfalarından biri olan Roboski Uludere katliamı geldi. Bazen gözüm doldu okurken bazen içim parçalandı.
Yazarların sosyal sorumluluğa sahip en üst seviyede kişiler olduğunu ve bunları eserlerinde işlemeleri gerektiğini düşündüğüm için yazarın böyle bir can alıcı konuyu ele almasını takdirle karşıladım. Tüm olaylarda hümanist bir yaklaşımda olan Ziya da takdire şayan..