·108 syf.····Okunma: 11 Kasım 2020 01:07 Bir eserdeki sıradanlık ve sadelik ancak bu kadar insanın içine dokunabilir, insanı bu denli sarsabilir. Sıradanlığı alıp edebiyatın ve sanatın ortasına buyur eden bu eşsiz kitap beni oldukça etkiledi.
Bir Sait Faik eseri okuduğunuzda İstanbul sokaklarına dalıyor, ahşap evlere konuk oluyor; Beyoğlu'nun sokaklarında, mahalle kahvelerinde soluklanıyorsunuz. Tramvay yolunda yürüyüp ayağınıza dokunan yaprak hışırtısını hissediyorsunuz. Tanımadığınız insanların pek de ilgi çekici olmayan silik hikayelerini bazen Haliç sırtlarında, sahil kenarlarında, eski bir tahta iskemlede oturup dinliyorsunuz.
Kendisinin deyimiyle "her elin küçük, kirli ve sıcak olduğu" zamanları, yüzlerce Lüzumsuz Adam'ın geçip gittiği sokakları, hatırı sayılır yaşamları olmayan, cepleri delik, gülüşleri buruk nice insanları hikayesine taşıdı.
Kimi umarlı, kimi umarsız insanları, her şehirde, her evde rastlayabileceğiniz küçük sorunları, hayatı, gerçeği en naif biçimde hikâyeleştirdi.
Edebiyat yalılardan, ışıklı bahçelerden, beyaz örtülü şık sofralardan kalkıp İstanbul'un izbe semtlerine, kirli cadde ve sokaklarına, keskin kokulu balık teknelerine, elleri ve yüzleri kararmış fabrika işçilerine gelmişti.
Herkesin hikayesi zarifti, farklıydı ve samimiydi. Ya da kabaydı, aynıydı ve çirkindi. En tekdüze hayatlar, yaşanmaya, yazılmaya ve okunmaya değerdi. Her insan dünyayı farklı görmüş bir göz, ondan farklı şeyler ummuş bir yürekti.
Sait Faik bunun farkında idi.
Yaşam insanın üzerine türlü türlü kokular bırakıp geçer. Yüreğine tuhaf mutluluklar, tuhaf hüzünler... Sevgisiz, beklentisiz, en Lüzumsuz Adam'lar yürür geçer caddelerimizden, sokaklarımızdan. Sonra yine belki onları anlayan ve bize anlatan bir Sait Faik geçip gidecektir.
Kitabında geçen bir dörtlükte, "Sessiz yaşadım kim beni nerden bilecektir." sözüne cevabı belki de kendi yazarlığıyla vermiştir: "Sessiz yaşayanları, sessiz geçip gidenleri Sait Faik anlatacak, görecek ve bilecektir."
Sevgiyle ve kitapla kalın.
@Kirpigil