Kitap yirmi iki öyküden oluşuyor; öykülerin genelinde, Almanya'ya çalışmaya giden vatandaşlarımızın orada karşılaştığı siyasi, ekonomik, kültürel zorluklardan bahsediliyor. Karşılaştıkları ırkçılıklar, uyum süreci, vatan hasretleri anlatılıyor. Öykülerin birinde kahramanımız Türkiye'den götürdüğü üç beş kilo meyve sebzeyle hasretini gidermeye çalışıyor, bir diğer öyküde Türkler ırkçı saldırılara karşı birlik olup kendilerini korumaya çalışıyorlar, bir başka öyküde kahramanımız Almanlarla dost olmaya, kendini ısındırmaya çalışıyor.
Şu an; her ne kadar gurbetçilerin ülkemizdeki hayat şartlarını bilmeden belki de umursamadan yaptıkları saçma, düşüncesiz yorumlara sinir olsak da ilk gidenler için hayat kolay olmamış... Gerçi hâlâ da ırkçılık tam olarak bitmiş değil...
Yazar geri kalan öykülerde de Avrupa'nın diğer ülkelerinden ve şehirlerinden bahsetmiş. Bazı hikayeler birinci kişili anlatımla yazılmış ve yazarımız da hikayede rol alıyor, sanırım bazıları yazarın kendi gözlemlediği, karşılaştığı gerçek olaylara ve kişilere dayanıyor.
En beğendiğim ve duygulandığım Merdan isimli öyküydü. Merdan... Savaşın çocuğu.. Yugoslavya'daki savaşta iki kolu, bir bacağı ve tüm ailesini kaybetmiş bir çocuk... Hayallerinde öğretmen olmak varken şimdi korkulu, kırgın, kızgın... Herkese... Çocukların ölmesini engellemeyen herkese... Savaşlarda hiç suçu yokken çocukların ölmesine anlam veremeyen bir masum yürek...
#91537768<br>
#91531628<br>
#91565772<br>
Biz de böyle olmasını istemezdik ama elimizden de bir şey gelmiyor...Savaşsız, çocukların ve diğer tüm masumların zarar görmediği, mutlu bir dünya dileğiyle... Fazla ütopik ve hayali bir dilek oldu sanırım :')