·170 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Kasım 2020 15:39 Viktor Frank 2. Dünya Savaşında Auschwitz toplama kampına düşmüş bir esirdir. Bir nörolog ve psikiyatr olan Viktor Frankl kendi yaşamını devam ettirme çabasındayken aynı zamanda diğer esirleri de inceleyebilmiştir. Şüphesiz toplama kampını, bir esir olarak tecrübe eden ve hayatta kalabilmiş bir psikiyatrın tahlilleri çok ilginç olacaktır. Kitapta, Viktor Frankl, kendi yaşanmışlıklarından doneler de kullanarak kendi teorisi olan “Logoterapi”yi okuyucuyla tanıştırıyor.
Öncelikle logoterapiden bahsedeyim. Logoterapinin de psikanalizin de ilgi alanı temel olarak nevrozların yapısını anlamak ve onları iyileştirmektir. Freud’un psikanaliz teorisi, nevrozların kökenini bilinçdışı güdülerin çatışmasında aramaktadır. Psikanaliz, hastanın geçmişine gider ve geçmişte nevroza neden olan çatışmanın kaynağını bulmaya çalışır ve nevrozu iyileştirmeyi hedefler. Logoterapi ise nevroz türleri arasında ayrım yapar ve bazı nevroz çeşitlerinin (noöjenik nevrozlar) ancak acı çeken kişinin, varoluşunda bir anlam ve sorumluluk duygusu bulmasıyla iyileştirilebileceğine inanır. Psikanaliz, noöjenik(ruh ile ilgili değil zihinsel olan) nevrozların iyileştirilmesini sağlayamaz. Bu noöjenik nevrozlar “anlam isteminin” engellenmesinden doğar, tıpkı Freud’un nevrozlarının cinsel yaşamdaki engelleme nedeniyle doğması gibi.
21. yüzyılın kronik hastalığı; insanların, hayatın anlamsız olduğu fikrine kapılışıdır. Kendimizi; çoğu zaman kendimize, “Hayatımın anlamı ne, ben neden yaşıyorum ki? “ sorusunu sorarken buluyoruz. Viktor Frankl’e göre bu çatışma doğaldır. Olması gerekendir. Fakat bu anlam arayışının donuklaşması ile bu sorunun yokmuş gibi davranılması, bu durumu bir nevroza dönüştürür. Hasta hayatının anlamsız olduğu fikri içinde çırpınırken intihara kadar sürüklenir. İşte logoterapinin görevi; hastaya, yaşadığı hayatının bir anlamı olduğunun farkına varmasını sağlamaktır. Bu anlam, kişiye özeldir. Örneğin bir bilim insanı için bu anlam bir teoriyi kanıtlamak iken bir baba için çocuğunu en güzel şekilde yetiştirmek olabilir. Psikanalizde hasta, nevrozunun, geçmişte yaşamış olduğu bir anıdan kaynaklandığını çözümlediğinde iyileşirken logoterapide hasta, hayatının anlamlı olabileceğini keşfetmesiyle nevrozundan kurtulur.
Kitabın ilk bölümünde Viktor Frank toplama kampındaki hayatını anlatıyor. Bu bölümün özellikle çok akıcı olduğunu söylemeliyim. Toplama kampında esir bir psikiyatrın anıları ve tahlilleri gerçekten çok ilginçti. Viktor Frankl için toplama kampı gibi, sadece hayatta kalmaya çalışılan bir ortamda dahi hayatın bir anlamı vardı. Viktor Frankl kendini bir toplama kampından hayatta kalabildikten sonra, toplama kampı psikolojisi hakkında sıcak bir ortamda konferans verirken hayal etti. Logoterapi kitabını da yayımlayacaktı. Toplama kampı yaşantısı içerisindeki bu anlam onu hayatta tuttu. Fakat kamp yaşantısındaki acılar içerisinde bir anlam bulamayan esirler intihar ediyor ya da zayıf düşerek ölüyordu.
Kitabın ikinci bölümünde ise logoterapi, verilen bu donelerin de yardımıyla okuyucuya anlatılmış.
“Yaşamdan beklentileri olmak yerine, yaşamın beklentilerini varsaymak ve kendine bir görev atamak hayatta kalmak için daha değerli bir stratejidir.”