·96 syf.····Okunma: 22 Kasım 2020 18:26 "Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkla yiyen, kemiren yaralar." cümlesiyle okuru kucaklayarak başlayan çok sıradışı bir roman. Kısa olması sizi yanıltmasın, çok hızlı okuyabileceğiniz bir roman değil. Düşüne düşüne okunacak bir kitap. Çünkü eser, okuru zihnin kıvrımlarına, zihnin en eski anlatılarda olduğu gibi kökenlerine kadar götürmektedir. Yani eser duvardan yansıyan hiçbir şey gibi bir hiçliğe veya ardındaki zihin yansımasına maruz bırakıyor.
Gördüm, gördüm ve görmekteyim, yaşamı, yaşayanı ve en çokta yaşatanı görme güdüsünden kaynaklanan bir akşamsefası, keyif çayı sarhoşluğunda bir istekti ve gördüm.
Çok eskiden gördüğünüz bir rüyayı tekrar hatırlarsınız ya hah iste bu kitap öyle bir şey... Okurken kendimi rüyada gibi hissettim. Kitapta ağır bir melankoli var ama neyin gerçek yada neyin hayal olduğu kimin gerçekte kim olduğu biraz karışsa da hep şu cümle ile kendime geldim ❝Acaba hayat denilen şey tümüyle komik bir hikaye, inanılmaz, ahmakça bir masal değil mi? Ben kendi masalımı, kendi öykümü yazmıyor muyum acaba? Öykü, yerine gelmemiş arzular için bir kaçış yolu değil mi? Keşke çocuk olduğum, cahil olduğum zamanlar gibi mışıl mışıl uyuyabilseydim!❞ ve tekrar bi halisünasyon... Nerede ve ne zaman olduğu belli olmayan, sürekli gelgitlerin yaşandığı bir müthiş bitiş.
Sorgulamalarımın hala devam ettiği bir roman olacak, kısa ama çarpıcı.
Bu sefer bambaşka bir kitabı bitirdiğimi düşündüm. Bu huzursuzluğu,karmaşayı sadece 70 küsür sayfa ile başarmıştı Sadık Hidayet.Ya kendi anadiliyle tercümesiz okusaydım bu kitabı! Ürperdim!!! Düşünemiyorum nasıl bir etki yaratacağını...
Okuyacaklara şimdiden bol buhranlı okumalar