Mahvettiler seni Selimciğim Işık!
10/10
·724 syf.··
Beğendi
·
2020 103. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 23 Kasım 2020 19:34
Öncelikle, kuracağım cümleler kitabın değerine bir adım da olsa yaklaşamazsa, bat incelemem bat! Oğuz Atay, adeta imkânsızı denemiş. Böyle bir kitabın yazımı ve tamamlanması bana bunu hissettirdi. Teknik anlamda çok farklı bir anlatım seçilse de öz itibariyle kitabın konusu çok etkileyiciydi. Adı üstünde, Tutunamayanlar, Disconnectus Erectus, yaşamın kıyısında köşesinde kalmış, kendi düşünceleri ve acılarıyla mücadele etme zorundalığında bırakılmış küçük burjuvalar. Aslında belirli bir konu var mı, emin değilim, hattâ Oğuz Atay’ın konu kaygısının olduğunu da düşünmüyorum. Basitleşen yaşamda parçalanmış hayatların kuş bakışı incelenmesi gibi bir tat bıraktı bende. Atay’ın ironi, mizah yeteneğine hayran kaldım. Eh, tabii bunca acı çeken bir insanın veya insanların kendilerini avutabileceği güçlü bir silah olsa gerek: Her şeyle alay etmek, ama gerçeklerden yine de bir türlü kaçamamak, tutunamayan olmaktan bir türlü uzaklaşamamak… Kitabın bir de çok popüler olup en çok yarım bırakılan kitaplardan olması da ayrı bir ironi. Birçok popüler olan eser sıradanlaşıyor, Atay’ın da ‘albayım’ sözünün sakız gibi yayıla yayıla ağızlarda dolaşması bu sıradanlaşmayı gösteriyor. Fakat bu durum, yazarımızın kalitesini etkilemez elbette. Zaten birçok insanın da onu anlayamadığına inanıyorum, tıpkı canım Selim’i anlamadıkları gibi. Canım Selim’e yaşamayı öğretmediler, onu, öğretmedikleri bir yaşamın ortasına sürüklediler. Şaşkın bir şekilde etrafını inceledi, herkes gibi olmak istedi, onları taklit etti, sevmese bile seviyor gibi davrandı. Yine de herkes gibi olamadı. Sıradan erkekler gibi davranamadı. Yaşam onun ürkek bir çocuğa dönüştürdü, anlaşamadı kimseyle, anlamadılar onu, zaten anlamak da istemediler. Mahvettiler, zayıf gördüler ve ezdiler. Selimciğin Işık’ın intiharıyla şekillenen olay örgüsünde aslında intihar canım Selim için bir seçenek değildi; onu öldürdüler, çokça öldürdüler, sessizlikle öldürdüler, istemediği bir yaşamı sunarak öldürdüler, herkes gibi olmaya zorlayarak öldürdüler ve böylelikle en sevdiği şeyler bile ona zevk vermez hâle geldi. Gelin 1970’li yıllara dönelim. Yazarlarımızın durumuna şöyle bir bakalım: O dönemlerde siyasî havanın etkisiyle solun rüzgârı esiyordu. Köylüyü ayaklandırmak ve toplumsal gerçeklerle halkı bilinçlendirmek isteyen yazarlarımızın eserleriyle solun gücü daha da artıyordu. Atay, böyle bir siyasî ortam içerisinde oldukça bireysel bir eser ile karşımıza çıktı. O da bir tutunamayandı, kendisini tutunamayanlar kadrosunun içerisine yazsa, hiç sırıtmazdı. Eh, tabii Atay, TRT Roman Ödülü almasına rağmen okunmamakla, anlaşılamamakla cezalandırıldı. Hattâ yaşadığı süre boyunca hiçbir kitabı ikinci baskıyı göremedi. Edebiyatımızda üç Kemal, Fakir Baykurt , Aziz Nesin gibi toplumcu yazarlarımızın rüzgârı esiyordu. Dönüp de Ahmet Hamdi Tanpınar’a, Oğuz Atay’a bakmadık, büyük bir yanlış! Tutunamayanlar da böyle bir dönemde yazıldı. Çok farklıydı ve bu farklılık yavaş yavaş içimize sokuldu, benimsedik onu, bizimleydi artık, bizdendi ve yücelttik onu, anlamayı denemesek bile yücelttik, artık bizdendi, artık tutunabiliyordu, çok geç de olsa. James Joyce’un yazdığı Ulysses eseri neyse Tutunamayanlar da farksız. Hattâ ileriye giderek, Atay ve Tanpınar gibi yazarlarımızın dünya edebiyat devlerinin oluşturduğu sofrada kendilerine bir yer bulabileceklerinden eminim. En önemlisi de, böyle bir eseri Türkçe olarak okuma zevkini yaşıyor olmamız olsa gerek. İyi ki yazıldın Tutunamayanlar! Yaşamla arasındaki mücadelede tutunamayan birçok insan için dönüp dönüp okuyabileceği bir eser oldun! Bu arada belirtmeden geçmeyeyim: Huzur romanının Suat'ı neyse -karakter oluşumu bakımından- Tutunamayanlar'ın Selim'i benim için hemen hemen aynıdır. “Ne istiyorlardı senden Selim? Belki sen çok şey istiyordun onlardan. Verdiğinin hiç olmazsa küçük bir parçası kadar bir şeyler istiyordun. Sonunda kaçıyorlardı. Hayır, sen kaçıyordun. Hayır kaçmıyordun: insana ihtiyacın vardı. İnsanı arıyordun canım kardeşim. Bunda utanacak ne vardı?” (sf. 346) En fazla alıntı paylaştığım kitap olduğu notunu da düşerek bol bol muhteşem alıntı cennetinin içinde yüzdüğümü de belirterek kaçıyorum, hayır kaçmıyorum Olric, ya da kaçıyorum. Keyifli okumalar dilerim :)
Edebiyat
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,9bin okunma
·1 alıntı·
191 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İncelemenizi çok beğendim kaleminize sağlık, umarım bir gün böyle yazarların hakkını gerçekten verebiliriz.
Doğukan
Gönderi Sahibi
Güzel yorumunuz için çok teşekkür ediyorum efendim, nice değerli yazarımızın hakkını vermek dileğiyle!