Kitap temel olarak iki bölümden oluşuyor. Birinci bölüm yazarın Yeraltı olarak adlandırdığı kendi ruhu,aklı,düşünce dehlizleri ve insanlardan kaçtığı odası. Bu bölüm olaydan ziyade tamamen ruhsal, psikolojik ve felsefi yazılardan oluşuyor.Kahraman kendi hayatı ve ruhsal çalkantılarıyla, yalnızlığı ve tutarsızlığıyla ilgili şeyler anlatıp kendinden yakınıyor. İnsanlar hakkındaki genel düşünceleri de ayrı bir renklendiriyor. İkinci bölümse Sulusepkene Dair adını verdiği yer altından çıkan kendisine acı veren, her hatırlayışında içinden çıkamadığı ruhsal kargaşaya sürükleyen bir kaç olayı anlatıyor.Adeta birinci bölümde anlattığı düşüncelerini bize ispatlarıyla sunmak istiyor ki öylede yapıyor.
Kahramanımız yer yer korkak, içinde fırtınalar kopan, saldırmak intikamlar almak isterken hep geri adım atan,insanların merhametine de saldırganlık gösteren tutarsız biri.Kendini çok kültürlü herkesten yüksek görürken yaşadığı en ufak olay ve düşünce duygusal kargaşaya sürükleyip ne kadar ezik ne kadar istenmeyen ve hiç bir şey yapamayan biri olduğunu iliklerine kadar hissettiriyor.Kendini bir o kadar iyi tanıyor, itiraflarda bulunuyor ama bir o kadar da hiç tanıyamıyor kendini.
İstenmediği ortama borç harç zorla giriyor kahramanımız ve devamında olaylar gelişiyor.Mutlu sonla bitmeyi bırakın kahramanımıza kızgınlıkla bitireceğinizi düşünüyorum kitabı zira bende öyle oldu.