Puan vermedi·100 syf.··Beğendi
···Okunma: 25 Kasım 2020 09:18 Bu sene başından beri tüm dünyayı etkileyen salgın hastalık,
aslında virüsten ziyade insan türünün kendisinin ne denli
tehlikeli olduğunu ortaya koydu. İnsanların birbirine ver-
diği zarar ve ortaya çıkan yıkım, hastalığın sebebiyet verdiği ka-
yıplarla mukayese edilmeyecek kadar büyük ve kalıcı.
Tüm dünyada zaten son yıllarda önemli bir yükseliş gösteren
insan hakları ihlalleri, salgın hastalığı bahane eden iktidar sahip-
leri tarafından çok daha korkunç boyutlara taşınıyor. Covid-19’a
karşı er ya da geç bir aşı elde edilecek ama bu “iktidar hastalığı”-
nın aşısı, malum asırlardır bulunamadı. Türkiye çeşitli nedenlerle
Covid-19 karşısında -açıklanmayan veya aşağıya çekilen rakamla-
ra rağmen- birçok ülkeye kıyasla daha az kötü bir durumda. Ancak
kendi içimizdeki itişmeler yüzünden ölüm karşısında bile birlikte
duramadığımız için, “dış düşmanlar”a pek ihtiyaç duymuyoruz.
Daha doğrusu duymuyorduk. Yakın zamanda ise özellikle iktisadi
durumların giderek fenalaşması üzerine, belli bir zeminde birara-
ya gelmek kaçınılmaz ve zaruri oldu.
Tabii bu “birlik ve beraberlik” hâlini, özellikle Kurtuluş Sava-
şı’ndan sonraki dönemlerde hakiki manasıyla ve pratikte gerçek-
leştiremedik. Bilindiği gibi tarihte ekonomik koşulların ağırlaştığı
neredeyse her dönemde, siyasi otorite kimi zaman “baldırı çıplak”
denilen sokak güçlerini devreye sokar. Bunlar da ilgili ülkeye bir
nizam verir, bir tür “kamu düzeni” sağlarlar.
2015 başındaki terör saldırısında 12 kişinin katledildiği Char-
lie Hebdo saldırısı, tüm dünyada infial meydana getirmişti. Bu ha-
disenin etkisiyle doğal olarak kendine gelemeyen bu dergi sonraki
yıllarda kalitesini-esprisini yitirdiği gibi, ucuz ve provokatif bir
çizgiye sürüklendi. Ekim sonunda yaptıkları ve Tayyip Erdoğan’ı
hedef aldıkları kapak, Fransa’da yabancı düşmanlığından ırkçılığa
giden yolda özellikle şimdiki Macron yönetimini konsolide etmeyi
amaçlıyor. Ve tabii Türkiye tarafında oluşan haklı tepki ve nefret
de, ülkemizdeki benzer odaklara İslâmiyet’i kullanarak harekete
geçme fırsatı veriyor.
Bu karanlık tablo kimseyi ürkütmesin. Bu berbat salgını da,
uluslara yapışan-yapıştırılan yabancı düşmanlığını, ırkçılığı ve din
tacirliğini de yeneceğiz. Bir ve beraber olmak için, kimsenin bizim
hakkımızdaki kışkırtmalarını kullanmaya ihtiyacımız yok. Onlar
daha Hz. Muhammed’e gelmeden, Hz. İsa’yı bile idrak edememiş
“medeniyet” tacirleridir.
Biz birleşmiş bir millet olarak nelere kadir olduğumuzu son
olarak İstiklal Harbi’nde ele-güne gösterdik. Ele-güne göstermek-
ten öte, neler başarabileceğimizi önce kendi kendimize kanıtladık.