bazıları
elindeki teraziyi adalet sanır
kendi yükünü hafif
başkasınınkini ağır tartar
.
bazıları kendini ışık sanır
karşısındakini gölge
kendi sesini hakikat
başkasının suskunluğunu hata
oysa…;
aynı toprağın sinesinde demlenir bütün canlar
aynı güneşin altında büyür
.
ve hiçbir çocuk
hangi kapıdan dünyaya düşeceğini
hangi annenin duasına
hangi yoksulluğun içine
hangi kırık kapının eşiğine
doğacağını seçemez
zira hayat…;
herkesin aynı yerden başlamadığı
uzun bir yokuştur
kimi gölgede büyür
kimi güneş altında kavrulur
kimi ekmeğini alın teriyle yoğurur
kimi vicdanını
bir avuç çıkar uğruna savurur
.
ama sonunda…
bütün unvanlar
aynı toprağın sessizliğinde
yan yana uyur
bütün kibirler
aynı toprağın bağrında
adsız bir seste durur
insan…;
kendi sesinin yankısında kaybolan bir çığlıktır
ne kadar uzağa gitse de
geçmişi gölge gibi hep peşinden yürür
.
zira geçmiş…;
kilitlenmiş bir sandıktır
her dokunuşta
tozlu bir hıçkırık yükselir içinden
gelecek ise…;
ufkun arkasında bekleyen bir yabancı
hangi müjdeyi getireceği
hangi umudu götüreceği bilinmez
aslında
masumiyet ile pişmanlık arasında
ince bir köprüdür insan…;
bir avuç toprakla
bir avuç hayal arasına sıkışmış yolcudur
bir yanında kurt ulur
öte yanında kuzu durur
ve hayat dediğin
o köprünün üstünde
düşmeden yürüyebilme sanatıdır
insan
bazen kendi eliyle kilitlediği kapının
arkasında mahsur kalır
lâkin
hangi yangın
kendi külünü savurmadan sönmüş ki
hangi yürek
yaralanmadan şifasını bulmuş ki
zira…
(-her yara içinde kabuğunu
her günah içinde tövbesini taşır-
-her kış içinde baharını
her hüzün içinde tebessümünü barındırır-)
.
ne dağ
karını yük bilir
ne güneş
geceye küs kalır
-bir kuş…
uçmaktan vazgeçtiği gün
bir insan…
umudunu kaybettiği gün ölür-
kim ister ki…;
kurumuş yaprak gibi
rüzgârın insafına kalmayı
rengini geceye kaptırmış çiçek misali solmayı
gülün yaprağında elmas gibi parlayan çiy damlası olmak varken
diken olmayı
.
(kuş göğe
nehir denize
ateş kıvılcıma
insan insana muhtaçtır
yoksa hayat
temelinden sarsılmış bir yuva gibi
ilk fırtınada dağılır)
velhasıl…;
kimsenin gecesine bakıp
kendini güneş sanma
bugün dimdik duran da
yarın bir rüzgâra bakar
düşen de
yağmur yağar
yarın bir çiçek gibi doğrulur
yıkıntıların ortasında saklı bir saray durur
ya enkaza bakıp
yolundan döneceksin
ya da taşların arasından
fışkıran tomurcuğu seçip
yeni bir dünya öreceksin
karar senin…!
ancak unutma ki…;
ne kadar ağır olsa da kış
cemrenin toprağa düşüşü yakındır
inan ki
karanlık günün ilk ışığında kaybolur
.
en yüksek kuleyi de
bir gün rüzgâr yoklar
en sert kayayı da
bir damla su sabırla oyar
ve gök de yorulur
hiçbir fırtına ebediyen sürmez
sakin bir limanda
hükmünü kaybedip durulur
.
dallar ne kadar kurursa kurusun
yapraklar ne kadar dökülürse dökülsün
sen baharı unutma…
gece ne kadar uzarsa uzasın
sen sabahı unutma…
yarına inanarak yaşa…
çünkü -
-inanç…;
kurumuş dalın ucundan gülen tomurcuktur-
.
hatasız da sevapsız da insan olmaz
(cehennem
umudun eksildiği yoldur
cennet
bir yorgunun omzuna
sessizce konan koldur)
uçurumlardan düşmeden düzlüğe varılmaz
ışığa zincir vurulmaz
gölge düştü diye
bir ömrün tüm sayfaları yakılmaz
-yürek dediğin sızısına katlanır-
.
yaşamak…;
-iplikten örülmüş bir köprünün üstünde düşmeden yürüyebilme sanatıdır-
.
-umut insanın kanadıdır-
(umutsuz kalmayın…!)