Puan vermedi·320 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Aralık 2020 23:29 Lise yıllarımda Çat pat hatırladığım kadarıyla, felsefe hocasının elinde bir nesne (muhtemelen bizi güdülemek için; felsefe dersini bir çoğumuz sevmediğimiz gibi bir de önyargılıyız)'yi kaldırıp bir şeyler sorduğunu hatırlıyorum. Tabi ne sorduğunu şuan tam hatırlamıyorum. Bir arkadaşımla göz göze gelip güldüğümüz, hatırladıklarım arasında . İlk felsefeyle tanışmam böyle oldu ve bir türlü felsefe' ye ısınamadım nedendir bilmem.
Bir arkadaşımın tavsiyesi ile Albert Camus'a başladım, kitabı tavsiye eden arkadaşım "Albert Camus'tan keyif almam için Varoluş felsefesi ile ilgili araştırma yapmam gerektiğini söylemişti. Tabi bende varoluş felsefesi ile ilgili baya bir makale okuyup, video izlemiştim. Gerçekten de Albert Camus'u okumuş, baya bir keyif almıştım. Bu gazla"artık felsefe kitapları okumalıyım" dedim "Sofie'nin Dünyası(Ona da teknik demek zor) kitabını" hariç diğer felsefe kitapların(teknik) bir türlü devamı gelmedi; taki Nigel Warburton'un "Felsefenin Kısa Tarihi" kitabını okuyana kadar. Bu kitap yazarın okuduğum 2. kitabı ve bundan da inanılmaz keyif aldım. Bocalamalarıma yeni bocalamalar ekledim. Kitap 7 Temel Konu üzerinde duruyor :Tanrı, Doğru ve Yanlış, Hayvanlar, Siyaset, Zihin, Bilim ve Sanat.
TANRI:Tanrı var mıdır? Sorusuyla giriş yapıyor yazar. Tanrının varlığı ve yokluğu ile ilgili filozofların argümanları ve eleştirilerini okuyabiliyorsunuz.Benim de dikkatimi Tasarım argümanı(doğada yaptığımız gözlemlerden hareketle ve analoji yaparak Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya çalışan argüman) çekti diyebilirim. Özellikle teistler bu argüman üzerinde Tanrının varlığını bir şekilde açıklamaya çalışırken ateistler ise eleştirileriyle buna karşı çıkıyor. Tanrı kötülüğü neden yarattı kısmına gelince ki, benimde yer yer sorduğum soru aslında. Daha iyi bir ahlaki iyiliğin ortaya çıkması ve özgür iradenin ortaya çıkmasi için gerekli olmasını savunan ve bu görüşlere neden karşı olduklarını açıklayan filozoflarlarin görüşleri keyif verici bir sohbeti benim için. Kumarbaz argümanı ise en saçma bulduğum argümandı diyebilirim,saf çıkarcı bir argüman. Bu bölümü keyifle okumanın yanında sanki yazar biraz daha tanrının yokluğu ile ilgili görüşleri fazlaca savunuyormuş gibime geldi. Ya da tanrının varlığına inanan biri olarak bana öyle de gelmiş olabilir.
DOĞRU VE YANLIŞ :Yapılanın bir davranışın ahlaki eylem olabilmesi için çıkar deği̇l, görev anlayışıyla yapılmalı ve sonuçtan ziyade eylemin önemli olduğunu belirten Kant'in ahlak felsefesi ilgi çekici.İlk okuduğumda ne kadar bana hoş görünse de, karşı argümanları okuduktan sonra yer yer yanıldığımı anladım . Merhametle yapılan bir iyiliğin, biri sizi sevdiği için iyi davranmasını ahlaki bulmaz kant. Bu da bazı duygularımızı önemsizlestirir. Sonuç kötü olsa bile eylem iyi niyetliyse yapılan davranışın ahlaki olması bazı olumsuz durumlara neden olur. Örneğin boğulmakta olan birini kurtarayım derken, yanlışlıkla onu boğsa da eylemi iyi niyetli olduğu için sonuç kötü olsa bile yaptığı ahlakidir der Kant. Sosyal medyada duyar kasanlar yaptığınız iyilik ahlaki değil!
Yine şaşırarak ve keyifle okuduğum Faydacılık:
İnsani tüm eylemlerinin en nihayi amacı mutluluk olduğunu varsayar. Acı'dan kaçıp haza yaklaşmak. Yaptığın davranışın sonunda, haz alıyorsan ahlaken yapılan davranış iyidir der. RECEP İVEDİK Mİ, YOKSA NURİ BİLGE CEYLAN mı demenin anlamsız olduğunu hangisinden haz alınıyorsa o daha iyidir. Bunu eksik bulan başka bir filozof: entelektüel haz'ın diğer hazlardan daha iyi olduğunu söyler.
HAYVANLAR Hayvalar acı duyar mı, duymaz mı? Hayvan eti yenilir mi, yenilmez mi? diye üzerinde filozofların görüşlerini yer yer üzüntü ve keyifle okuyorsunuz .Bir taraftan Descartes "hayvanların ruhu olmadığından Bilim'in ilerlemesine katkıda bulunacağını" Yine aynı şekilde" Hayvanlar birbirini yiyorsa, insanlar neden hayvanları yemesin diyenler diğer taraftan Türcülüğün ırkçılık olduğunu ve Kant'ın hayvanlara zarar vermenin yanlış olmasının acı çekmesinden değilde, hayvanlara zarar verebilen bütün insanlara zarar verebileceğini ve Faydacılık felsefesini benimseyen filozof'un Vejetaryen olan birinin, etle beslenen birinden daha sağlıklı olacağını, sağlıklı olduğu içinde daha mutlu olacağı görüşü savunur. Bildiğim kadarıyla dinimizde de hayvanların kesileceği an dahi acıyı hissetmedikleri . Ülkelerin, filozofların görüşlerine göre hayvan hakları yasalarıni değişmesi de filozofların görüşlerinin önemli olduğunu gösterir .
Bende, içimden geçen söyle bir paradoksal soru sormak istiyorum:
Hayvan çiftliğinde, hayvan kesen biri ceza almazken, hayvanlara zarar veren neden ceza alır?
SİYASET :Demokrasi, özgürlük ve sivil itaatsizlik konularında filozofların görüşleri ters etki yaptırdı açıkçası.Örneğin; Çin hükümeti pandemi sürecinde- ki sebebleri kendileri- demokrasi ve özgürlüğü askıya alarak Çin halkını bu süreçten daha az zararla kurtarırken, demokrasi ve özgürlüğü savunan Avrupa ülkeleri, daha zor bir süreç yaşadı ve yaşıyor . Peki ne diyeceğiz demokrasi ve özgürlük nasıl olmalı, hangi filozof haklı?
GÖRÜNÜŞ VE GERÇEKLİK Acaba gerçekten de dış dünya bizim gördüğümüz gibi mi? Örneğin bizim gözümüzün görebileceği belli bir alan var, suyun içine atılmış bir kalemi kırık olarak görüyorsak acaba dış dünyayı biz yanılsamalarla mi görüyoruz. Ya da rüyanın içinde miyiz? Yoksa duygularımızın etkisinde miyiz?Filozoflar'ın farklı bakış acılarıyla sizi sorgulatacak bir bölüm .
BİLİM: Açıkçası tek keyif alamadığım ve en az altını çizdiğim bölümdü .
ZİHİN :Yine keyifle okuduğum bölümlerden biriydi.
Bilinç var mı, yok mu? Bilinç nerde nasıl göreceğiz? Bilgisayarların zihni var mi, kendimizin kopyalarınin olmadığını nerden biliyoruz, bazı suçlar bilinç'in suçuysa, neden ceza alıyor, bilincimizi kim yönetiyor. Beden Ve bilinçle ayrı mı... daha nice ilginç ve sorgulayıcı filozofların görüşleriyle keyifli bir keşmekeş .
SANAT: Koli bandıyla duvara yapıştırılmış muzdan oluşan ve oradaki birinin muzu alıp yemesiyle tekrar 1 dolara muz alınıp yerine konan ve 120 bin dolara satılan eser sanat eseri midir? Tabi bu kitabı okumadan önce bunun sanat eseri olacağı aklımın ucundan geçmezken okuduktan sonra "olabilir mi" demeye başladım. Bizler sanat eserinde kendi benliğimizi mi buluyoruz. Örneğin bir roman okurken yada bir flim izlerken kendimize uygun karekteri seçerek kendi benliğimizi mi oluşturuyoruz acaba. Van gogh'un resimlerine bakarken orada sadece kullandığı nesnelere mi bakıyoruz, yoksa bir anlamlı form mu oluşturuyoruz.
Herkese iyi okumalar..