İngiliz edebiyatının önemli şairlerinden olan ve John Milton'un klasik sayılabilecek olan eseri Kayıp Cennet'i bu kadar az kişinin okumuş olması beni şaşırttı. Kıyıda köşede kalmış bir eser gibi geldi bana. Ya da ben rastlamadım, bilemiyorum. Ama bu ay 350 yılını dolduran bu destansı şiir, bugün bile İngiliz edebiyatını şekillendiren eşsiz eserlerden biri olmaya devam ediyor.
10.000 mısrayı aşkın bu destanda cennete girme savaşı ve insanın cennetten kovulmasının hikâyesini anlatıyor. Onlarca bölümde cennetin kaybedilmesini, gözden düşen şeytanın ve insanın gözüyle anlama çabası görülüyor.
Kayıp Cennet "Hain Melek" olarak bilinen şeytanın, yaratıcısı Tanrı'ya karşı isyanının ardından cehenneme gönderilmesi ile başlar. "Cennetin Tiranlığı" olarak gördüğü şeye itaat etmeyi reddeden Şeytan, Tanrı'nın yarattığı insanı günaha teşvik ederek intikam alır. Milton kurtuluş yolunu göstermeden önce "İnsanın İlk İtaatsizliği"nin canlı bir dökümünü verir.
Rick Kayıp Cennet'in "Tanrı'nın adaleti konusunda ateşli bir tartışma" olduğunu ve Milton'ın Tanrı'sının katı ve zalim olduğunu söylüyor. Tersine Şeytan'ın ise karanlık bir karizması ("kulağa hoş gelir sözleri") ve kendi kaderini eline alma gibi devrimci bir talebi vardır der ve şu sözleri bahşeder: "Cennette kul olacağıma Cehennemde kral olurum."
Kayıp Cennet çoğunlukla siyasi ve dini tartışmalara konu olsa da aslında aşk da içerir. Milton'a göre Havva biraz da Adem'e yakın olmak için günaha girmiş, Adem de "seni kaybetmek kendimi kaybetmektir" sözleriyle onu takip etmiştir.
Milton ayrıca sansüre karşı duruşuyla bilinir. "Bilme, konuşma ve vicdanıma göre özgürce tartışma özgürlüğü olmalı" diyordu bir yazısında. Nedense herkesin bu destansı şiiri okuması gerektiğini düşünüyorum. Tozlu raflarda kaybolması büyük kayıp olacak bir eser. İncelememi Milton'ın mısralarıyla bitirecek olursam en sevdiğim alıntı ile bitirmek isterim.
"Yerinde olan ve kullanılan bir akıl her zaman
Cehennemi Cennet, Cenneti Cehennem yapabilir.
Nerede olması önemli değil, ben hep aynı olacaksam."
İyi okumalar...
-Helin Sude SARIKAYA