Kaybedilen mutluluğun, kovuluşun, pişmanlığın, isyanın, aşkın ve her şeye rağmen devam eden umudun epik bir anlatısı.
Milton, insanın yaratılışını, Tanrı ve Şeytan figürünü klasik dini anlatımı referans alarak kendi hayal dünyasını, düşünce yapısını katarak epik bir anlatı ortaya çıkarmış.
Bir kitabı okumadan önce yazarın yaşamını ve düşüncelerini öğrenmek eseri kavrama açısından çok faydalı diye düşünüyorum. Şöyle ki, Milton azılı bir cumhuriyet yanlısı bir kişidir. İngiliz İç Savaşı’nda Cromwell tarafında yer alarak monarşiye karşı tutumunu tutarlı bir şekilde sürdürmüştür. Aktif bir siyasi hayat, beraberinde siyasi metinler, broşürler derken hapis cezası alıp idam cezasına çarptırılır. Yakın çevresi sayesinde idam cezasından kurtulur, fakat bu zamanlarda körlük başlar. Kayıp Cennet kitabı da körken yazmıştır ve edebiyat tarihinde Kör Homeros olarak anılmaktadır.
Şimdi yazarın hayatını cebimize koyup Kayıp Cennet dünyasına dalalım. Karakterler müthiş. Tanrı, Şeytan, Adem ve Havva. Daha ne olsun ki!
Başlangıçta Şeytan oldukça baskın bir karakter, bir trajik kahraman gibi onun sözlerini okuyoruz. Sayfalar gittikçe gücü azalıyor, fikren ve şeklen tutarsızlıklarla ve kötülüklerle küçülüyor. Gurur ve narsisizmin temsili. Şeytan’ın Tanrı’ya isyanı saf kötücül bir mantıkla işlenmektedir. Ayrıca Milton, Şeytan karakterine inanılmaz derinlik vermiştir. William Blake’in bu durumu özetleyen sözü her şeyi açıklıyor: “Milton bilmeden Şeytan’ın tarafındaydı.” Ama tabii, bu işin abartı kısmı. Derinlikli bir Şeytan tasviri olsa da, ilerleyen sayfalarda ona yakın olmaktan uzak duruyor.
Milton Tanrı’yı daha donuk ve sert olarak anlatmayı seçmiştir. Saf mantık ve yasa koyucunun ağırlığını hissettirmek için kitap boyunca çok fazla yer vermemiştir. Ama varlığı her zaman hissedilen,