Puan vermedi·272 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Aralık 2020 22:22 Bu kitabi okumak hayatin icinde arkadas arasinda insanlara yaklasımımızin gectigimiz dalgalarin onlarda psikojik olarak nelere sebep olacagını anlamak demektir.
Bihter’e hiç kimse “cinsel taciz”, “cinsel istismar” seklinde dokunmamış olabilir; ama bir çocuğun farkında olmadan koşmaya başlayabilecek kadar bedenine yabancılaşması, bedenin acı yüküyle baş edebilmek için psişenin böyle yöntemler bulmaya mecbur kalması, Bihter’in hikâyesinin arkasında, benim bildiğim bütün taciz ve tecavüz hikâyelerinden daha ağır bir cinsel travma olduğunun tartışmasız ispatı. Nitekim normal şartlar altında böyle sıradışı bir istemsiz koşmanın bir süre sonra amacını tamamlayarak kendiliğinden kaybolmasını beklerdik. Bihter’in koşmasının kalıcı olması, onlarca yıl sonra hâlâ değişmeden devam etmesi, koşmayı ortaya çıkaran nedenlerin koşmadan sonra da artarak devam etmesinden ve şiddeti ve ısrarlı tekrarı nedeniyle psişede kalıcı olacak kadar derin bir iz bırakmasından kaynaklanıyor. Çok yazık ki bu, insanın trajedisinin de bir örneği. Ruhumuzun bizi iyileştirmek için ortaya çıkardığı yöntemlerin her birine “bozukluk”, “hastalık” gözüyle bakılıyor ve bu iyileşmeler dört yandan baltalanıyor. Bihter’in içindeki yabani atı yaratanların Bihter’i bizzat kendilerinin yarattıkları bu attan dolayı cezalandırarak var olan durumu daha da vahimleştirmesi, aile, toplum ve birey psikolojisi arasındaki kısır döngünün klasik bir temsili. Maalesef bugün dahi psikoloji ve psikiyatri otoriteleri ve temsilcileri de bu kısır döngüden muaf değiller. Atı hep birlikte yaratanlarla atın varlığından dolayı Bihter’i cezalandıranların aynı kişiler olması asla tesadüf değil. Hatta yakından bakarsanız, bütün dünya düzeninin burada bahsettiğim kısır döngü üzerine kurulu olduğunu göreceksiniz.
Bihter’in evde neler yaşamış olabileceğini okur olarak hiçbirimiz bilmiyoruz. Ama, okuduğumuzda akıl almaz gibi görünmesine rağmen her gün bilmeden onlarcasının içinde yaşadığımız bu gerçek hikâye bize evrensel bir psikolojik hakikati bir kez daha vurguluyor: Evde mağdur olan çocuk, dışarıda da mağdur olmasını öğrenir. Biz çocuğa suçlu olduğunu öğretirsek, dışarıda da herkes kendi suçluluk hissindeki suçu ona kolayca yükler, yakıştırır. Suçlu olduğuna inandırdığımız kişi kadar, isnad edilen suçu almaya müsait kişi kadar iyi bir suç paratoneri yoktur ve bu döngü böyle devam eder. Çocuğa yaklaşırken başkalarının sözlerini, perspektiflerini, eleştirilerini ne kadar ciddiye alıyorsak çocuğun suç paratonerliği de o kadar artacaktır. Kendimizden bağımsızlaştıramadığımız ve biz de kendisine yaklaşırken sosyal kaygılarımızdan bağımsızsızlaşamadığımız çocuk, duygularında ve düşüncelerinde özerk, otonom, “ayrı” bir birey olamaz.