·348 syf.····Okunma: 07 Aralık 2020 00:53 Romanımız ismi geçmeyen anlatıcının, kitaba adını veren Aleksis Zorba karakteriyle beraber girdiği varoluşsal yolculuğu anlatıyor. Anlatıcı, bir dostunun ve Zorba’nın terimiyle ‘kâğıt faresi’ bir entelektüeldir. Zorba ise deyim yerindeyse feleğin çemberinden geçmiş, hayat deneyimi yüksek, tecrübeli, kendine has bir yaşam üslubu olan ve romanın anlatmak istediği varoluşun bütünleştiği karakterdir. Gonçarov’un ölümsüz eseri Oblomov’un başlangıcında şöyle yazar, “Bu kitapta anlatılmak istenen Oblomov değil Oblomovluktur.” İşte zorba romanında da yazar Kazancakis’in bize anlatmak istediği de Zorba değil Zorba’lıktır. Zorba, entelektüel biri değildir ama hayatı öylesine deneyimlemiştir ki neredeyse her sözü derin anlamlar içerir. Anı yaşayan, hayattan lezzet alan Kazancakis’in ifadesiyle” Ölüme, yanıp kül olmuş kaleden başka bir şey bırakmayan” bir karakterdir. Anlatıcı, Zorba’nın yaşamına girmesiyle değişmiş, dönüşmüş ve Zorba’nın yaşam felsefesine öylesine hayran kalmıştır ki yürüttüğü linyit madeni işinde ustabaşı Zorba’nın önüne çıkardığı nesnel engelleri soğukluk ve umursamazlıkla karşılayıp Zorba’yla anı yaşar, eğlenir, ondan sürekli bir şeyler öğrenir. İşte Kazancakis, kendi yarattığı karakterle öylesine özdeşleşmiştir ki mezar taşına Zorba’nın sözlerini yazmıştır.
Kitapta olumsuz olarak söyleyebileceğim şu ki yazarın mekan tasvirleri, betimlemeleri biraz sıkıcı, o bölümleri zoraki okuduğumu söyleyebilirim. Ancak özellikle Zorba karakterinin neredeyse her konuşmasının altını çizdiğimi ve bende okuma zevki uyandırdığını da söylemekte yarar var. Ayrıca, yıllarca beraber yaşamış Türk-Yunan toplumlarının kültürel kaynaşmasını kitapta görebiliyor, kitapta kendi kültürümüze özgü bolca şey bulabiliyoruz, mesela ‘İki Keklik’ türküsü…