Gönderi

Devrimler Çağı
10/10
·142 syf.··
Beğendi
·
2020 103. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Aralık 2020 16:57
Herkese selamlar… Taner Timur, dört başlıkta 1848’deki Şubat Devrimi ve Kanlı Haziran Günleri’ni, Louis Bonaparte’ın darbesini, tarihin ilk işçi sınıfı iktidarı deneyimi olan Paris Komünü’nü ve şanlı Ekim Devrimi’ni tarihsel materyalist bir bağlamda ele almaktadır. Dili ağır değil, oldukça sade. Okuyan kişiyi sıkmıyor. Bu ana başlıkların altında: Manifesto’nun hâlâ geçerliliğini koruyor oluşunun nedenleri, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı (günümüzü anlamak için en önemli bölümlerden biri olduğunu düşünüyorum), Doğu Sorunu ile Birinci Yeniden Paylaşım Savaşı gibi birçok konu üzerinde durulmuştur. Taner Timur, tarihi salt yorumlamakla kalmayıp, günümüzün toplumsal mücadelelerinde bu olayların ne gibi bir önem taşıdıklarını da göstermektedir. Bu da, tarihten ders alıp yarınları bu ders ışığında kurmamız için mühim yer teşkil etmektedir. Bunun yanı sıra kitapta Paris Komünü’nde kadınların rolüne de dikkat çekilmiştir. Özellikle, komün vahşice bastırıldıktan sonra kadın bir devrimcinin askeri mahkeme karşısındaki sözleri beni çok etkiledi. Günümüzde de demokratik haklar için verilen mücadeleler sonuna kadar sürdürülmelidir ancak şu da unutulmamalıdır: Kadınların kurtuluşu ne bir ‘’feminist devrim’’le ne de reformlarla gerçekleşecektir. Kurtuluş ancak kapitalizmin yıkılmasıyla, sosyalizmle mümkündür. Bunun içinse tüm ezilenler, tüm proleterler birleşmelidir. Kitap, Taner Timur’un, kapitalizmin insanı insana köleleştiren kanunları sürdükçe yeni devrimlerin yaşanacağını söylemesiyle bitmektedir. Özellikle sondaki bu vurgu hoşuma gitti. Umudumuzu kaybetmemeliyiz. Karanlık bir dönemden geçsek de bu her zaman böyle sürmeyecektir. Yüzyıllar boyu ne diktatörler gelip geçmiş… Hepsinin sonu da halkın elinden olmamış mıdır? Fakat unutulmasın ki kurtuluşumuz bizlere bir lütuf gibi sunulmayacaktır. Gün gelir, emekçiler günden güne sefalete sürükleniyorken bin odalı sarayında refah süren diktatörlerin saltanatı yıkılır. Ne zulüm kalır, ne de sarayları... Çünkü en büyük güç halkındır. Kapitalizm, yüzyıllardır çeşitli biçimlerde maskeler taksa dahi özü değişmemektedir. İnsanlığın kurtuluşu ancak sosyalizm ile mümkündür. Kimileri sosyalizmin geçmişte kaldığını, düzenin "böyle gelip böyle gideceğini" söylüyor. Fakat bu yanlış, hatta dar bir düşünce. Burjuva medyasının yalanlarından biri. Hangi üretim biçimi ebediyen sürmüştür ki? İlkel komünal köleciye, köleci feodalizme, feodalizm de kapitalizme dönüşmemiş midir? Sonlarını getiren kendi içsel çelişkileri olmamış mıdır? Marksizm dogmatik bir öğreti değildir, dinamiktir. Bu koşullarda, her devrimci örgüt ve parti, somut durumları somut tahlil ederek disiplinle, özveriyle yılmadan çalışmalı ve devrimci mücadeleyi örgütlemelidir. Ki zaten çalışmakta ve örgütlemektedirler. Dilerseniz Marksizm-Leninizm üzerine konuşabilir, birbirimize kitap önerebilir, tartışabiliriz. İster yorumdan ister mesajdan bana ulaşabilirsiniz… Sözlerimi Enternasyonal Marşı’ndan birkaç söz ile bitirmek istiyorum… ‘’Cellatların döktükleri kan, Bir gün onları boğacak. Bu kan denizinin ufkunda Kızıl bir güneş doğacak. Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık Enternasyonalle kurtulur insanlık.’’ Sağlıcakla kalın..
Siyaset
Devrimler ÇağıTaner Timur · Yordam Kitap · 201780 okunma
··
142 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.