·304 syf.····Okunma: 08 Aralık 2020 16:50 Okuduğum kitapların birer özetinden ziyade bende yarattığı etkiyi ve düşünceyi yazmak daha faydalı geliyor. Herhangi bir anda bu yazıya denk gelen birisi ise zaten kitabın ne olduğundan ziyade bir başkasında yarattığı etkiyi merak etmesi daha olası. Hele de bu kadar popüler bir kitap olunca.
Sabahattin Ali yaşadığı dönemde ne kadar istenmeyen adam olsa da günümüzde popüler bir yazar olduğu için ve çevremde çoğu kişinin kitabı okuduğunu varsayarak yazmam daha mantıklı(aslında yazılarımı gelecekteki Oğuzhan’a bir not, hemde okuduklarımı daha verimli hale getirmek için yazıyorum).Kitabımız aşk hikayesi gibi başlasa da aslında benim anladığım kadarıyla bir eleştiri romanıydı İçimizdeki Şeytanlar. Kitabın yarısı Ömer ve Macide’nin ani birlikteliği ile gelişen olayları anlatsa da ilerleyen sayfalarda bir çok şeye eleştiri getiriyor. Eleştirilerini ise çoğu roman yazarının yaptığı gibi karakterler üzerinden aktarıyor bize. Hatta bununla da kalmıyor eleştirdiği karakterlerden birisi bizzat roman kahramanlarından birisi.
Sabahattin Ali bana göre üç ana başlıkta yoğun eleştiriler getiriyor. Öncelikle roman boyunca hep gözümüze soktuğu insanın karanlık ve kötü yönlerini (belki kendi kendimizi bile sorgulayacağımız) salt eleştirmektense karakterlerin yaşantısı üzerinden bize aktarıyor. Her ne kadar karakterlerin ki kadar kötücül olmasa da hepimiz çok iyi biliyoruz ki kendimiz de dahil olmak üzere kimse salt iyi yada salt kötü olamaz. Herkesin içindeki şeytan biz kabul edemesek de kimi zaman düşünce dünyamızda kimi zaman ise davranışlarımız ile gün yüzüne çıkıyor. Fakat, ne bunu insan doğasının bir gerçeği olarak kabul etmemizi, ne de yaptığımız her fenalıkta günahı içimizdeki şeytana atabileceğimiz anlamına gelmez. Yine de farkında olmasak da suçu bizden bağımsız olan bir tasvir olarak içimizdeki şeytana atıyoruz. İşte bu insanın iyisi ve kötüsü ile var olması romana çok gerçekçi bir hava katıyor. Karakter inşasında zayıf olan romanlarda ve filmlerde iyi, kötü, sakin yada cömert gibi karakterler belli kategorilere ayrılır. Fakat burada çok iyi dediğimiz hikayenin devamında kötü bir insana dönüşebiliyor.
Diğer bir eleştirisi ise kendilerini entelektüel olarak gören yazar cemiyeti. Cemiyet ortamlarına katılan ana kahramanlarımız Ömer ve Macide (hele de Macide) vasıtası ile, o cemiyetlerin ne kadar leş ortamlar olduğunu bize bağırıyor resmen Sabahattin Ali. Tabi burada ne kadar tarafsız olabilir yada biz vay aşağılıklar demek böyleymiş bunlar diyebiliriz bilemedim. Çünkü anlaşamadığı o cemiyetlere sallaması gayet doğal(Bu arada o kadar güzel sallıyor ki sadece eleştiri değil eleştirinin içinde de güzel çıkarımları olan yerleri var). Bu yoğun eleştirilerden birisini ben direkt alıntı olarak aşağıya bırakıyorum.
Son olarak yine yaşadığı döneme ait bir eleştirisi var ki ön sözünde bahsediliyor. Yaşadığı dönemde ideolojik olarak ters düştüğü Hüseyin Nihal Atsız romanın içinde bir karakter diyebiliriz. Hatta adı da Nihat. Nihat, Ömer’i kötü şeylere sürüklüyor boş işler peşinde koşuyor ve gençleri vatan millet lafları ile peşinden sürükleyerek çıkar peşinde koşuyor.
Eğer İçimizdeki Şeytanları daha önce popüler bir kitap olduğu için elinize aldıysanız ve hatırınızda iki gencin yaşadığı maddi manevi zorluklar olarak kaldıysa, kitabı tekrar okumanızı tavsiye ederim.
Nihat’ın arkadaşları ile yaptığı işler hakkında ve Ömer ile Nihat’ın arasında geçen bir diyalog…
-Bazen ceplerinden çıkardıkları birtakım yazıları birbirlerini okurlar, yahut neşretmekte oldukları mecmua ve broşürleri tashihlerini yaparlardı. Yazıları, ekseriya ismi zikredilmeyen yahut nadiren ve korkunç sıfatlar ile birlikte zikredilen bu hasımlara küfürlerden ibaretti. Ömer Nihat'ın hatırı için bazen bunların yanında oturur, hatta bu ateşli yazıları biraz da zevk alarak dinlerdi. Bu gençlerin iddialarına bakılacak olursa memleketteki bütün aklı başında fikir adamları birer türlü lekeydi: Kimisine falan milletin yardakçısı, kimisine şu veya bu fikirleri satılmış kölesi, kimisine korkak ve dalkavuk, kimisine bozuk kanlı diye hücum ediyorlardı. Sadece kulak misafiri olduğu halde Ömer bunların, mücadele ettikleri adamlar ve fikirler hakkında hiçbir malumatları olmadığını hayretle tespit etmişti. Bunun için Ömer bir gün Nihat'a “Yahu Sana acıyorum etrafına daha aklı başında insanları toplayabilirdin” dedi. Fakat o kurnaz bir gülümseme ile mukabele etti: “Luzumu yok. Aklı başında adamlarla hiçbir iş görülmez. Bize itirazsız inanacak ve düşünmeden harekete geçecek insanlar lazım. Bu gençleri romantik bir takım emellerle bağlamak, onlara kabadayıca sergüzeştlerin hasretini duyurmak ve bugünkü hudutları dar gösterip büyük arzularla beslemek ve böylece hepsini avucumun içine almak daha kolay ve muvafık…” Sonra artık yola getiremeyeceğini anladığın dostuna karşı samimi olmak da bir mahsur görmeyerek ilave etti “hayat bir katakulli der ibarettir!”
Bedri, Macide’ye cemiyettekilerin nasıl insanlar olduğunu anlatıyor…
-Basit bir insan mesela hiç okuma yazması olmayan bir köylü bir amele lalettayin bir adam bunlardan çok daha mükemmel bir bütündür. Çünkü o adam, mesela Hasan Ağa Hasan Ağa olarak düşünür ve böyle yaşar. Hükümleri hayatın verdiği birtakım tecrübeleri neticesidir ve kendine göredir. Konuşurken karşısında Hasan Ağa’dan başka kimse yoktur. Fakat bu efendilerin hiçbiri kendisi değildir. Fikir diye ortaya attıkları her şey kafalarına rastgele doldurdukları hazmedilmemiş acayip, birbirine zıt bilgilerin tahrip edilmiş şekillerinden ibarettir. Mesela Mehmet Bey ile asla Mehmet Bey olarak konuşmaya imkan bulamazsın. Siyasetten bahsedecek olursan karşında şu Fransız gazetesinin veya bu diktatörün nutkunu bulursun… Müzik lafı açılsa bilmem hangi gavurun kitabı veya hangi müslümanın makalesiyle karşılaşırsın. Beğendiği yemeği söylerken bile Mehmet Bey değildir. Mühim adamların nasıl yemekleri beğenmesi lazım geldiğini düşünmeden bir şey diyemez. Çok kere iki lafı birbirinden tutmamak mecburiyetindedir. Çünkü edebiyat hakkında duyup veya okuyup benimsedikleri şu müellif fikirleri ise tesadüfen, müzik hakkındaki bilgileri de, dünya görüşü ve sanat anlayışı itibarıyla ona taban tabana zıt bir başka muharrirden edinmelidir. Bu belkemiksiz muallimat ve kanaatler mütemadiyen, kopar birbirinden ayrılır, sahibiyle münasebetlerin mütemadiyen değiştirir. Çünkü hiçbirinde fikirler ve bilgiler şahsiyet haline gelmemiştir. Hiçbiri ukalalık etmek için malzeme toplamaktan başka bir şey düşünmemiştir. Hiçbir insanı insan yapan şeyin şahsiyet olduğunu bütün ilimlerin bütün tecrübelerin yalnız bunun temine yaradığını anlamamıştır…