Milliyetçilik devasa bir kavram. Hakkında yazılan ve söylenen çok şey olmasına rağmen, dört başı mamur bir tanımı yok. Çok fazla kola ayrılıyor. Zamana, iktidara, kurumlara göre değişiyor. Düşünce yönü de var, duygu yönü de. Eğitimlisi de savunuyor, eğitimsizi de. Yücelttiği ve adına millet dediği topluluğun kimi içerip kimi dışladığı belli değil. Çoğunlukla tutarsız. Hemen her zaman kavgacı, kızgın, intikamcı, alıngan. Sicili bozuk. Her ülkede teşvik edilirken, aynı zamanda göz hapsinde tutulması ilginç...
Fakat milliyetçiliğin bazılarına sunduğu sıcak aidiyet, aşkın varoluş ve güvenlik hislerini göz ardı etmemek gerek. Belki çoğu insanda bulunan bu türden doğal duyguların saptırılması da denilebilir milliyetçiliğe. Bu arada, birbirlerini hiçbir zaman tanımayacak olan vatandaşlar arasındaki işbirliğini özendirmesi mümkün. Her ülkenin sahne olduğu toplumsal ayrım hatlarında bir cephe teşkil etmesi de, siyasî ve zorlayıcı bir güç verebiliyor ona.
Bana göre, çok yakın bir tarihten itibaren var olan ulus-devletlerin, tabiatları gereği girişmek zorunda oldukları iç ve dış rekabette kendilerine "gönüllü" müttefikler devşirmek için kullandıkları bir araçtır milliyetçilik. Bu rekabet çoğunlukla haksızlık üzerine olduğu için, gönüllü destekçiler, kendilerini haklı gösterecek bir öfke taşırlar her zaman. Yani devletler, şimdiki hâlleri ile var olmaya devam ettikçe, milliyetçilik de var olacaktır. Mantıklı sınırlarına erişmesinin önlenmesi şartıyla...
İletişim Yayınları'nın şimdilik 10 cilt tutan "Modern Türkiye'de Siyasî Düşünce" serisinin 4. cildi "Milliyetçilik", ele aldığı konu hakkında çok değerli yazılar içeriyor. Sol eğim bariz olsa da, meseleyi etraflıca ve çeşitli görüşlere yer vererek masaya yatıyor. Zaten İletişim'in imzası olup da kötü olan bir iş var mı? Adı