İyi günler. Aralık Ayı Hikaye Etkinliği ( #93818974 ) kapsamında isminin yayınlanmasını istemeyen başka bir okurun öyküsünü daha paylaşıyorum. İyi okumalar tekrar.
-------
Sabahın ilk ışıklarından beri yollardayım. Şansıma hava kötü, bulutlar kara. Kafamda yarı yasak düşüncelerle kaldığım odadan çantamı alıp çıkarken, arkamda veda ettiğim tek kişi benimle aynı oda kalan dün gece öldürdüğüm böcek olduğunu fark ettim. Belki de son zamanlardaki tek arkadaşımdı. Dar sokaklardan geçerken aklıma gelen kimliğimle birden durdum. Elim arka cebimde ki cüzdanımı bulurken cüzdanın içindeki buruşuk paraya ağız dolusu küfretmek istedim. Cüzdanı tekrar cebime koyarken, kimliğe bakmadığımı fark ettim. Umursamadım. Kimliğim olsa ne olur olmasa ne olur. Cebimde ne bir bilet param var, ne de bir sedef çakım.
Bu sefilliğim karşısında hayallerime mahcubum. Dar sokağın bitmesine az kalmıştı. Koca caddenin ucu tozlu dar sokağın sonunda görünüyordu. Burjuva kesimin insanları burada yaşardı. O kibar insanlar üst üste konulmuş diplomalarıyla, ruhları birer köylü olan feodal entellerin yeriydi burası. Ben ise bu semt de, bu semtin üvey çocuğu olan mahallesinde yaşardım. İşte o geniş büyük ışıklı caddeye ilk adımımı attım. Kasvetli bir havası vardı. Yeni yeni açılan kafeler o şık restoranlar kasvetli havayı dağıtmıyordu. Ne zaman bu caddeye gelsem ait olduğum yere gitme isteği göğsümü delerdi ama son zamanlarda arkamdaki sokağa ait olduğumu hissetmiyorum, sanki zorunlu bir katlanmışlık vardı... Bir yalnızlık.
Sonuç olarak ne bu caddeye aittim ne de arkamdaki sefil sokağa. Bu iyi bir şey diye geçirdim içimden. İyi de ben nereye aittim?
Bu soru bir el gibi boğazımı sıktı nereye ait olduğunu bilmemek. Yıllar önce buraya bir umutla gelmiştim. Sonra gidemedim. İnsanı mı yakın geldi yoksa kendime burada kalıp mı buldum bilmiyorum. Dilini bilmediğim insanlardan bir zarar gelmedi. Hatta yabancı olduğum için daha soğuk davrandılar daha az konuştular onların beni böyle görmemesi bana beni mutlu ediyordu. Yolumuz aynı yol suretlerimiz de birbirine benziyor diyordum. Bugün gidiyorum nedeni çok açık insanına alıştım çocuklarının tanıyorum. Geleceklerinin düşünüp üzülüyorum. Belki de acıyorum, bilmiyorum. İğrenç bir şekilde merhametten uzak bir duygu hissediyorum ve utanıyorum.
Kocaman başımı döndüren evlerin önünden geçerken temiz sokak ve zengin markalar şaşalı binalar. Durdum ve vitrinden kendime baktım. Zayıf çelimsiz bir vücut çizgili çirkin bir yüz. İster istemez üzüldüm ama aynadakini teselli edecek değildim. Ben kendimi görmüyordum sonuçta gören düşünsün. Yoluma devam ettim. Bir arabaya binme fikri geldi aklıma ama sadece aklıma geldi cebimdeki son parayı harcayamazdım. Yürümeye devam ettim. Serin rüzgar içimi titretti bu caddeyi de geçsem güneşin sıcaklığı içimi delecek gibi olacaktı. Hızlı adımlar atmak istiyordum ama dünden beri hiçbir şey yememiştim, açlığım giderek kendi belli ediyordu. Birden kafamda bir şeyler oldu. Bir an ne yapacağımı nasıl yaşayacağımı düşündüm, bu bir alev topu gibi içime düştü. Yeni bir hayat mı yoksa yeni bir sefalet mi karşılayacak beni bilmiyordum. İçimden koşmak geldi koşarak uzaklaşmak geldi. Tüm gece düşünüp sabah çantamı alıp çıkarken bunlar yoktu. Ne oldu şimdi ne diye düşünüyordum bunları, açıklık mıydı bana bunu yapan neydi bu dehşet. Koşmak istedim koşarak bu sefaletten uzaklaşmak ayaklarım benim değildi sanki, koşar adımlarla yürüyordum. Çantamı sıkıca tuttum hızlanmak istedim ve evet koşuyordum artık yeni hayatıma doğru koşuyordum. Arkamda bıraktığım sefillik benimle gelmeyecekti boyun eğmeyecektim artık çakan şimşek içimi ürperti umursamadan koşuyordum ana caddeye gelirken birden durmak zorunda kaldım. Kararmış gökyüzü karşımdaydı garip sesler buğulu sesler ve yüzümde yağmur damlaları oysa ben bugün gidecektim bu şehirden yeni bir hayata başlayacaktım.