·80 syf.····Okunma: 26 Aralık 2020 03:00 26 Aralık 1991 yılında Sovyetler Birliği dağılmış ve ortaya 15 ayrı devlet ortaya çıkmıştı. Yıllarca, Sovyetler Birliği esaretinde yer alan, Azerbeycan, Kırgızistan, Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan ve Türkmenistan bağımsızlığını ilan etmişlerdi.
Türkiye'de de, o dönemlerde ırk birliği, kan birliği duygusu ile kökekeni Türk olan bu devletlerle yakın ilişkiler geliştirme ihtiyacı hissedilmişti. Bu kapsamda, söz konusu ülkelerden Üniversite Eğitimi için ülkemize öğrenci getirtilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından eğitim, barınma masraflarının karşılanması amaçlanmıştı. İstanbul'da katıldığm bir konferansta konuşmacı "O dönemde bizler Yüksek Öğretim Kurumu yetkilileri olarak Süleyman DEMİREL'e bir rapor sunduk ve Türki Cumhuriyetlerden 500 üniversite öğrencisi için gereki çalışmaları yaptığımızı ve herhangi bir sorun yaşamayacağımızı belirttik. Uçakla, Azerbeycan'ın başkenti Bakü'ye indik. Süleyman DEMİREL kendisini karşılayan muhteşem kalabalığı görünce "Sevgili gardaşlarım, size buradan bir müjde vermek istiyorum. Gelecek yıldan itibaren Türki Cumhuriyetlerden 10.000 üniversite öğrencisini Türkiye'deki üniversitelerimizde, tüm masrafları bize ait olmak üzere okutacağız" dedi ve bizim başımızdan kaynar sular döküldü. Zira, biz bütün planlamalarımızı 500 öğrenci üzerine kurmuştuk. Maalesef, siyasi bir gaza gelinip söylenen bir söz nedeniyle planlanandan 20 kat fazla bir üniversite öğrencisi Türkiye'ye geldi ve Türkiye olarak biz onlara amaçlandığı şekilde güzel olanaklar sunulamadı ve maalesef oldukça üzücü sonuçlarda ortaya çıktı." demişti.
Türki Cumhuriyetlerden gelen öğrenciler ile Türk öğrenciler arasında devlet yurtlarında sık sık kavgalar yaşanıyordu. Her ne kadar onlarla ırktaş olsak ta, anlaşılmıştı ki, onlar uzun sre Sovyetler Birliği esaretinde, hakimiyetinde yer aldığından, kişiliklerinde biraz Sovyet kültürü, Türk ırkından olmaları nedeniyle Türk kültürü, İslam Dinine mensup olmaları nedeniyle de İslam kültürü karışık bir şekilde yer alıyordu. Kimilerinin, tuvalate girdiğinde kapıyı kapatma ihtiyacı hissetmemeleri, banyo yaparkenken çırılçıplak ve herhangi bir örtü örtmeden tıkanmaları vb. nedenlerle, Türk öğrenciler arasında sürekli kavga çıkıyordu. Bu nasıl Türk'lük, bu ne nasıl Müslümanlık şeklinde tepkilere maruz kalıyorlardı.
Sovyetler Birliği esaretindeki, hakimiyetindeki Kırıgızistan'ın en ünlü yazarı Cengiz AYTMATOV'un "Cemile" isiml eserini okurken nedense yukarıdaki anılarım aklıma geldi. Bu romanda, biraz sovyet, biraz Türk, biraz da İslam kültürünü karmakarışık gördüm. Ne ondan olmuş ne de bundan. Cemile'nin kocası savaş nedeniyle mecburi olarak askere gider. Cemile'nin kaynının gönlü kayar Cemile'ye. Köyün erkeklerinin gönlü kayar Cemile'ye. Hatta toplum içerisinde gayet rahat bir şekilde öperler, ellerle Cemile'yi, suya atarlar, eğlenirler. Daha sonra, köyden bir gençle Cemile, kaynının yanında, koklaşır, sırnaşır. Kaynı da sessizce onlaır izler. Hatta, "bakın sizin bir de resminizi yaptım" der. Cemile de "ayyy ne güzel, ağbinle evliyim, senin bende gözün var, gerçi tüm köyün erkelernin bende gözü var. Biliyorum, suyun kenarında beni elliyorlar, beni okşuyorlar. Ben de onları öpüyorum. Eğlenip gidiyoruz işte. Ha ben, içlerinden birini seçtim. Senin yanında iken de, göğüsüm yarı açık onun yanına sokuldum. Biraz koklaştık. Koklaşırken de sen bizim resmimizi çizdin ne güzel. Ağbin, yani kocam her ne kadar şu an bir hastanede yaralı olarak yatıyormuş ve iki aya kadar gelecekmiş, amaaan gelirse gelsin." şeklindeki tavırla "bu resmi ver, ben koynumda saklayayım." der.
Kitabın arka kapağında, Fransız şair Louis ARAGON bu kitabı "dünyanın en güzel aşk hikayesi" olarak niteliği ve Victor HUGO'nun, Villo'nun Paris'inde, kralların, devrimlerin Paris'inde, o dönemdeki Fransız yazarlarının hiç birinin gözünde olmadığını, zira kendisinin Cengiz AYTMATOV'un "Cemile" isimli eserini okuğunu belirttiği yer alıyor.
Fransızın ya da kansızın hoşuna gitmiş olabilir. Bu husus onu, onları ilgilendirir. Kitabın konusu, yaşananları "ahh ne güzel, ne yüce bir aşk" diye sunulması da benim hoşuma gitmedi. Bu husus da beni ilgilendirir.
Olmuyor, olmuyor. Biraz, sovyet, biraz Türk, biraz Müslümanlık. Al sonuç "Cemile"