Puan vermedi·556 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Aralık 2020 17:34 Bu kitapla 19 yy Paris’te yaşamış dönemin ünlü ressamlarının masalarına, sohbetlerine, tartışmalarına konuk oluyoruz. Kitap, afiş sanatçısı Lautrec in hayatını, sahte mutluluklarını, mutsuzluklarını, eserlerini işlediği mekanları, olayları, küçük yaştan ölüşüne kadar tanık oluyoruz. Ayrıca kitap, kısaca diğer ünlü ressamların hayatlarını, eserlerini, dönemin kurallarını ve insan yapısını, resim, fırça tekniklerini, sanat akımlarının özelliklerini, resim nasıl çizilmeli, reklam afişi nasıl olmalı, litografi nedir, dönemin gece hayatı nasıla kadar varan bilgi dolu, eğlenceli, biyografik roman özelliği taşıyor. Kitapta geçen mekanların, anların, kişilerin Lautrec tarafından çizilmiş resimlerini, eskizlerini görebilmek o anlar hakkında bilgi almaya, o anlara tanık olmaya da olanak sağlıyor.
Lautrec küçük yaşta -görünürde bir neden yokken ama aile içi birleşme yüzünden olan uyuşmazlıklar nedeniyle - uyluk kemiklerini kırarak uzun süre bacakları alçıda yatakta geçirdi. Bu yüzden sadece üst gövdesi gelişti. Yazar, böyle bir sakatlığın ve herkes gibi kendini çirkin bulmanın bir insanın hayatını nasıl altüst ettiğini, ince ince her sayfada işlemiş.
Gerçekleştiremediği fiziksel etkinliklerin yerine resmi koyarak hayatını geçirmeye çalışan Lautrec, küçük yaşlardan beri ilgisi olan çizimi dönemin ünlü hocalarının atölyelerine giderek, daha sonra kendi kendine çizimler yaparak geliştirdi. Gittiği atölyede dönemin bütün ressamlarıyla tanıştı, bohem hayata giriş yaptı. Yenilik tutkunu ve hayal gücü çok geniş olan ressamımız döneme resimleriyle damgasını vurdu. Tablolarında kentin varoşlarını, fahişelerini, dansçılarını ana konusu yaptı. Bu yüzden sık sık muhafazakar kesimlerce eleştirildi. Babası, genelev çalışanlarını resmettiği için kendisini evlatlıktan reddetti. Bu olaydan sonra kendisini tamamen bohem yaşama teslim etti; alkol ve eğlence tutkusundan ölene kadar vazgeçmedi.
Diğer ressamlara nazaran yaşadığı dönemde şöhrete kavuştu ancak sakatlığı ve çirkinliği (!) yüzünden gerçek mutluluğu hiçbir zaman tadamadı. Hayatı günden güne alkol ve kendini kandırarak yaşadığı mutluluğun hayallerinin enkazının altında kaldı ve 36 yaşında arkasında bıraktığı düzinelerce eserleriyle hayata veda etti.
Bizler 19. Yy dan bugüne hala onun hayatını okuyor, eserlerini en ince ayrıntısına kadar işliyoruz. Dünyamızda sanat bitmediği sürece de onu yaşatmaya devam edeceğiz.
Hugo'nun da dediği gibi; “Sadece bedenleri, şekilleri, görüntüleri sevenlere ne yazık! Ölüm her şeyi yok edecek. Ruhları sevmeyi deneyin.."