Puan vermedi·120 syf.····Okunma: 29 Aralık 2020 02:12 Bu Güney Amerika'dan okuduğum 3 ya da 4.kitap. Ve kabul etmek gerekir ki farklılar. Yani son sayfayı okuyup kapağını kapatınca her seferinde bir durup düşünüyorum, neydi bu şimdi diye. Beğendim mi beğenmedim mi, anladım mı anlamadım mı, gerçekten kararsızlık içinde kaldım hepsinde. Ve artık karar verdim Güney Amerika bunu yapmayı seviyor. Kendi coğrafyası da öyle değil mi zaten? Amerika ama hiç Amerika değil mesela. :)
İsim ve arka kapak yazısı konu ile ilgili beklentimi çok yönlendirmiş. Sofra hikayeleri okuyacağımı düşünmüştüm. Ancak beklediğim şekildeki sofra hikayeleri daha çok başlangıçta yer alıyordu. Asıl anlatılan farklı açlıklar yaşayan ama aynı sofrada oturan/ oturmak zorunda olan insanların hikayesiydi.
Yazar açlık ve açlığın giderilmesinin insan hayatında ilk kaygı olması gerektiğini vurucu bir şekilde ortaya koymuş. Bir nevi ihtiyaçlar hiyerarşisi. İhtiyaçların tamamlanmadığı noktada da açlıktan söz ederiz zaten.
insana insanı hatırlatıyor, beden yanında ruha sahip olduğunu; yemek yiyerek, uyku uyuyarak bedeni doyurduğun kadar ruhunu da doyurmak zorunda olduğunu gözler önüne seriyor.
Bence cinselliğin bedenî bir haz olarak yorumlanmasına da büyük bir eleştiri var. Zira insan ile hayvan bağdaştırmasının yapıldığı karakterin cinsel dürtüleri yüzünden kendini sorgulaması, -din yahut toplumsal öğretilerin bu baskıyı hissettirmesi- oysa bir başkasını, hatta masum hayvanları öldüren ve buna seyirci kalan diğer insanların kendileriyle ilgili böyle bir sorgulama içine girmemesi bana direkt bunu düşündürttü. Evet insanın yaratılışı gereği "irade" çok önemli bir kavram fakat iradenin yalnızca cinsellik söz konusu olduğunda akla gelmesi de toplumsal sıkıntıların en büyük kaynağı bana sorarsanız.
Neticeten kitap "insanlık hali" dediğimiz olguyu farklı kişi ve farklı olaylarla okuyucuya hatırlatıyor. Hepimiz insanız, insanı da insan anlamalı. Keyifli okumalar dilerim.