·295 syf.····Okunma: 16 Aralık 2020 22:39 .
Pollyanna, Heidi, Peter Pan, Pinokyo, Robin Hood vs... çocuk edebiyatından sayılan eserlerdir... Neden çocuk edebiyatından sayılmış ki bu eserler? Kahramanları çocuk olduğu ve/veya macera içerdikleri vs için mi? Bunu kabul edemem kendi adıma çünkü kaç yaşımda olursam olayım çocuklar ve macera belli bir düzeyde de olsa hayatımın bir parçası olacak...
.
Robin Hood da içerdiği komedi ve macera ile belki çocuksu yanımıza hitap eden ama yönetici ve din adamı takımının, halk tabakasının kötü maddi koşullar içerisinde yaşamaları durumu ile göze batan bir şekilde tezatlık oluşturacak kadar, iyi koşullar içerisinde yaşamalarına dikkat çeken ve bu tezatlığın yarattığı bir çözüm olarak “zenginden alıp fakire vermek” fikrini (Robin Hood gibi bir kahramanın temsilciliğinde) işlemesi ile yetişkin yanımıza hitap eden güzel bir eserdi bence. Yazarının akıcı ve ustaca anlatımı da bir film izleme kolaylığında okumamızı ve zevk almamızı sağlıyor.
Son üç beş bölümünü çıkardığımızda her bölümünde Robin’in farklı ortam ve birbirinden farklı kişilerle yaşadığı macera ve yaşantıların bizlere aktarıldığı, bu bakımdan da her bölümünde konuk oyuncular eşliğinde farklı konuları ele alıp işleyen tv dizilerine benzettiğim romanın son üç bölümü ise baştan sona bir film izler gibi izlediğimiz hikayenin anlamının ortaya çıktığı bölümlerdi... Neredeyse bir macera ve eğlence, biraz da komedi olarak okuduğumuz onca yaşantı son iki üç bölümde anlam kazandı bende. O ana kadar Robin’e karşı hissetmediğim hatta zıddını hissettiğim duygular içerisine girdim: Sevgi, saygınlık, hüzün, üzüntü, burkulma, sahiplenme...
Robin’in hikayesi bana, aslında çok da yabancısı olmadığım farkındalıkları, çok daha net ve güçlü hisler eşliğinde yeniden çağırdı:
“Bir hayatı terkedip başka bir hayata sığınmanın önceki hayatımızdaki hataları telafi etmeyeceği ve her ne olursa olsun yüreğimizin ve aklımızın yattığı hayatı sonuna kadar yaşamamız gerektiği,,,, bu hayatımızdan vazgeçeceksek de bunu başka bir hayatı tercih ederek değil
ancak kendi yalnızlığımıza çekilerek yapmamız gerektiği,,,, aksi takdirde hayatımızı terketmenin ve başka bir hayatı tercih etmenin bedellerinin benliğimizin silinip ortadan kalkması olabileceği...”
Benliği kaybetmekten de daha büyük kayıp yoktur diye zannediyorum.
Robin de bu kaybı yaşadı, dönse de ucundan... Bizlere de bu kaybı/acıyı izletti... Robin böyle yapınca ona dair önceki onaylamama ve eleştiri duygularıma da pişman oldum; sanki ben öyle düşündüğüm İÇİN böyle yapmış gibi kendimi sorumlu hissettim tercihinden.. Sonra da sevindirdi yaptığından dönmesiyle ama artık çok geçti; bedel farklı bir kılıkta buldu onu!
Ahhh! Ne hüzün!
Bütün romanlar mı böyle; harika başlıyorlar, harika ilerliyorlar fakat böyle ibretli ama acılı bitiyorlar. Jane Eyre’de de bunu hissetmiştim. Güzel ve güçlü Jane’e daha güzel bir son yakışmaz mıydı? Ya da Onuncu Köy romanının kahramanı nadide Öğretmen için daha güzel bir son bulunamaz mıydı?
Bulunamadı demek ki ama onların hayatlarının sorumluluğu da adeta benim üzerime bindi: Kendi hayatımda onların yapamadığını düşündüğüm şekilde davranmak isterken buldum kendimi. Romanlar, filmler bana bunu yapıyor, böyle etkiliyorlar beni...
Yazarının anlatımı, ele aldığı tema, toplumsal/sosyolojik yaşama ayna oluşu, final sahneleri, düşündürüp hissettirdikleri ile muhteşem ama bunun yanında çocuklar da okuyabilir diye düşündürtecek kadar sade, sadeliğine rağmen güçlü bir eserdi Robin Hood! Teşekkür ediyorum yazarına ve kitabın bize ulaşmasında emeği geçen herkese ve her şeye!