İlk incelemem olduğu için herhangi bir hatam olursa affola.
Öncelikle bu kitabı benim gibi gençlere şiddetle tavsiye ederim.
Normalde kişisel gelişim tarzındaki kitapları oldum olası hiç sevmem ve gereksiz bulurum. Ancak bu kitap gerçekten öyle değil. Bu karantina zamanında ihtiyaç duyduğum motivasyonu fazlasıyla aldım.
Kitap çalışmanın kutsallığını ve irade terbiyesinin iyi bir hayat yaşamı için çok önemli olduğunu sürekli vurguluyor. Bunu yaparken de kötü şartlarda olsak bile iyi yerlere gelmenin mümkün olduğunu çok iyi bir şekilde anlatıyor. Bir akademisyen olarak kendisini yukarda görmeyip bu günlere disiplinli bir şekilde çalışarak geldiğini vurguluyor. Gerçekten kötü şartlar çünkü savaştan dolayı öğrenimini yarım bırakıp savaşa gitmiş. Savaş sonrasında İstanbul'da terhis edildikten sonra ne yapacağına ilk başta karar verememiş. Çoğu arkadaşı gibi meslek hayatına mı atılmalı yoksa eğitim hayatına devam mı etmesi gerektiğine karar verememiş. İşte tam buradayken bir öğretmeni şöyle demiş: "Kararsızlığı bırak ve öğrenimine devam et. İnsan ihtiyarlığına kadar ömrünün her çağında iş hayatına atılabilir ve az çok başarılı olur. Fakat okuyup öğrenmenin belirli bir çağı vardır. Sen bugün bu çağdasın. Bu çağı geçirirsen ona bir daha dönemezsin ve yeteneğini heder etmiş olursun. Okuyup öğren de, sonra istersen tüccar ol. Bunda bir zararın olmaz." Bu sözlerden etkilenip kararını veriyor ve pişman olmuyor.
Diğer akademisyenler gibi iyi şartlar ve çevre sayesinde bir yerlere gelmemiş ve kitapta okuyucuya yukardan bakmamış. Ben böyle olmasından çok etkilendim. Örneğin İlber Ortaylı'nın "Bir Ömür Nasıl Yaşanır" kitabını okuduğum zaman içimden ama ben bu şartlara sahip değilim ki demiştim. İlber Ortaylı daha elit bir ailede doğmuş ve birkaç dil konuşuluyor evde. Onu okurken