Puan vermedi·208 syf.····Okunma: 02 Ocak 2021 12:42 Selam️ Ray Bradbury “Fahrenheit 451”..
Alıntı: “.. herkes hür ve eşit doğmaz ama herkes eşit hale getirilir. Her insan diğer herkesin suretidir, o zaman herkes mutlu olur çünkü sinmelerine yol açacak, kendilerini kıyaslayacakları dağlar yoktur.” Sayfa 79
Defalarca farklı yayın ve yeni kapaklarla basılan, benim de başka bir baskısını ödünç alarak okuduğum eser, bu edisyonuna Neil Gaiman ön sözüyle başlıyor. (Onu da pek sever, ısrarla öneririm) Bilim kurgu, fantastik ve dahi korku edebiyatının ustalarından olan Bradbury’nin 1953 yılında bilim kurgu olarak yayımlanan kitabı, bizler için hiç hilafsız bir distopya.
Gaiman; henüz var olmayanın dünyasını yazma dünyasını (bilim kurgu veya spekülatif kurguyu) mümkün kılan üç ifadeyi, eserin girişinde sıralar:
Ya şöyle olsa..?
Keşke..
Bu böyle sürerse..
İlk ikinin bizim kitabımızın konusuyla ilgisi yok, meselemiz üçüncü ifade. “bu böyle sürerse”. Günümüz hayatından bir unsuru alıp, o şey her neyse tüm topluma yayıldığında ne olacağını sorar. Yazar kendi şimdiki zamanını kaleme alır, yani bizim için geçmişi, tam iki dünya savaşı sonrası totaliter rejim eleştirisi. Benzer sistem eleştirilerini “1984, Cesur Yeni Dünya ve Hayvan Çiftliği”nde de okumuştuk (okuduğunuzu umuyor, okumadıysanız da tavsiye listemde olduklarını hatırlatıyorum)..
Yanmayan evlerin, mekanik tazıların, aile kabul edilen televizyon programlarının, böcek isimli motorlu taşıtların dünyasında, baş karakterimiz “Guy Montag” isimli bir itfaiyeci. Televizyon ve teknolojinin hüküm sürdüğü, insanların gönüllü olarak kitap okumaktan uzaklaştığı bu dünyada, zaman içinde sistem de okuyanı; intihara meyilli ya da düzen bozucu kabul ettiğinden, bu tehlikeli azınlık ve barındırdıkları kitapların islah ve imha işi itfaiyecilere düşer. Montag kitapları yakmakla görevlidir.
Televizyon bağımlısı karısı Mildred ile hayatını hiç sorgulamadan yaşayan Montag, yan evlerden birine taşınan 17 yaşındaki Clarisse’le tanışınca, her şey değişir. Gencecik bir kız Montag’in kıvılcımı olur. Gerçek anlamda hiç arkadaşı olmayan karakterimiz, Clarisse’in sorgulayıcı tavrından, düşünme biçiminden çok etkilenir ve içsel mücadelesi başlar. Romantik bir etkileşim gelmesin akla, sözlü olarak ve duygusal olarak da ifade eder ki; genç kız kendi de genç sayılabilecek bir yaşta olmasına rağmen, ona kendini baba gibi hissettirir. İlişkileri dostane ve samimidir. Birbirinin aynı bireyler yetiştirmek üzerine kurulu, toplum bilincinin “mutlak mutluluk eğlencededir” olarak kodlandığı çok uzak bir yarını anlatan hikâye, bana çok da uzak gelmedi. Kitap almayı lüks, okumayı hiddetle “tabi evde boş oturuyor ya da yan gelip yatıyor, okur elbet” diye değerlendiren, hırçın ve hiddet dolu insanlarla birçok defa karşılaşmış olduğumdan, kitabın bir lüks değil ihtiyaç, okumanın da her gün yapılan bilinçli bir tercih olduğunu, kenarlarından eğilip bükülüp boş vakte sığdırılmadığını, bilakis zaman ayırıp belli bir disiplinle devam edilebileceğini, kendi lisan ve üslubumca defalarca tekrarladığımdan, en başta yaptığım alıntıyı bir kez daha okuduğunuzda “dağ” çok daha anlamlı gelecek. Bir kez daha çok severek okuduğum eseri tavsiye listeme ekledim efenim. Saygılarımla..