İmam Gazzâli’nin aradığı şey iman ve ilimden sonra amel ve ahlâkî yetkinleşmeyle Allah’a yönelerek kemâle ermekti. Kendini bilmekten, Allah’ı tanımaya uzanan bu yolculukta hakikate sûfilerin yoluyla ulaştı; onların hâllerini edindi, yaşadıkları deneyimleri tecrübe etti. Uzun bir inziva hayatından sonra sûfilerin hayat tarzlarının en güzel hayat tarzı, yollarının en güzel yol, ahlâklarının en güzel ahlâk olduğunu kavradığını, zâhir ve bâtınlarının nübüvvet kandilinin nuruyla aydınlandığını ve böylece peygamberliğin hakikat ve özelliklerinin bu kandil sebebiyle onlara aşikâr olduğunu vurguladı.
İmam-ı Gazzâli, Metafizik ilimlerini değerlendirirken filozofların en fazla yanıldıkları alan olarak metafiziği gördü. Zira metafiziğin maksadı Tanrı'nın varlığını ispattır. Bunun için kullanılan yöntem de burhani bir kesinlik olmalıydı. Halbuki filozoflar iddialarını açıklık ve kesinlikle delillendiremeyen kimselerdi. İmam Gazzali herşeyden önce filozofların metafizik komusunda birbirinden farklı sözler söylediklerini ve bütün insanları ikna edebilmiş evrensel bilgiye sahip olmadıklarını tespit etti. Bu durum, metafiziğin tümel ve kesin bilgi iddiasıyla çelişen bir durumdu. Dolayısıyla felsefe ne kadar homojen görünse de teorileri ve kapsamına giren bilimleri açısından tutarsızdır.