Kaan

Kaan
@gonulyolcusu
Podolog / Yaşlı Bakımcı
İstanbul Gelişim Üniversitesi / Anadolu Üniversitesi
Batman, 2000
5 okur puanı
Mayıs 2026 tarihinde katıldı
Allah Vedud’dur (Devamı)
EUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Ellezîne yenkudûne ahdallâh: “Onlar Allah’a verdikleri ahdi bozarlar.” Min ba’di mîsâkıhî: “Onunla (Allah ile) sözleştikten sonra.” Onlar Allah’a söz verdikten sonra Allah’a verdikleri sözü, ahdi bozarlar. İnsan, Allah’a nasıl söz vermiştir? Allah’ın ayetlerini dinleyen biri “ben iman ettim” dediğinde Allah ile ahitleşmiş, Allah’ın emrettiği gibi iman edeceğini, islamda olacağını, teslim olacağını, ihsan sahibi olacağını; yani dini bütünüyle kabul edeceğini söyleyerek Allah’a söz vermiştir. Eğer kişi bunların arasını keser, ayırırsa sözünü tutmamış olur. Ve yaktaûne mâ emerallâh: “Onlar Allah’ın emrettiğini keserler (birbirinden ayırırlar).” Bihî en yûsale: “Onunla vasıl olmaları gerekirken.” Onunla, Allah’a verdiği o sözle, emirle Allah’a vasıl olmaları gerekirken o sözü keser, arasını ayırırlar. Bu ayet birçok manaya birden gelir, hangi manalara geldiğini izah edeyim; Onlar Allah’ın “birbirine bağla” dediği şeyi keserler; yani Kur’an ile peygamberin arasını keserler. Nasıl? -“Bize Kur’an yeter” ya da “biz sünnete uyuyoruz, bize ne gelmişse ona uyarız” deyip keserler. Sanki bu dinin kitabı Kur’an değilmiş gibi Kur’an ile dinin arasını keserler. Aynı şekilde Allah’ın esmasıyla Allah’ın arasını keserler. Biri, Allah’ın esmasını öğrenmediyse, Allah’ı, Allah’ın esmasından Allah’ın kendisini tanıttığı gibi tanımayıp, kendine göre bir hayal kurduysa Allah ile isimlerinin, sıfatlarının, esmasının arasını kesmiş olur. Allah; “iman sevmektir” dediği halde başka biri çıkıp; “iman inanmaktır” derse bu sefer anlamı kendine göre başka türlü yorumlamış, mana ile vahyin arasını, Allah’ın muradıyla, hikmetiyle hakikatin arasını kesmiş olur. Ve yufsidûne fîl ard: “Onlar arzda fesat çıkarırlar.” Ulâike humul hâsirûn:(Bakara
Sayfa 28·Kitabı okuyor
Reklam
Allah Vedud’dur
EUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Elhamdulillahi rabbil âlemin esselatu vesselamu aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin ve ila cemiil enbiyayi vel murselin ve ila cemiil evliyayi vel hamdulillahi rabbil âlemin. Biri Allah’ın dinini anlamazsa dini bu sefer kendine göre; yani kendi bilgisiyle, öğrendikleriyle, duyduklarıyla anlamaya çalışır. Dolayısıyla dinini Allah’tan öğrenmediği için o öğrendiği din Allah’ın dini olmaz. Allah ayet-i kerimede; “Allah sizin için İslam’ı din olarak seçmiştir”(Mâide /3) buyurur. Yani kim İslam’dan başka din arar, kendine göre bir din üretirse o din ondan kabul edilmez. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz Cibril Hadisi’nde, Hz. Cebrail (a.s.) ile yaptığı konuşmasında Allah’ın dinini beyan etmişti. Daha önceki kitaplarda bu Cibril hadisini anlatmıştım. İsterseniz Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in Cebrail’e verdiği cevaplarda ne buyurduğunu kısaca hatırlayalım. Sahabe anlatır; Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’le birlikte açık bir alanda otururken beyaz elbiseli biri geldi, üzerinde yolculuk yaptığına dair en ufak bir iz bile yoktu. Sonra Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in yanına dizi dizine değecek kadar yaklaşıp oturdu ve Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’e; -İman nedir, diye sordu. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz; -İman; Allah’a, meleklere iman etmendir. Ve bi likaihi Allah’a kavuşmaya, vuslat etmeye, vasıl olmaya, Allah ile karşılaşmaya, seni huzura almasına iman etmendir, buyurdu. Lika; karşılaşmak, mülaki olmak anlamına gelir. Demek ki Allah’a mülaki olmaya iman etmek imanın şartıymış. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz imanı anlatmaya devam edip; Allah’ın resullerine iman etmen, öldükten sonra dirilmeye, Allah’ın huzuruna çıkıp hesap vermeye iman etmendir, buyurdu. Demek ki “imanın şartı altıdır” deyip amentuyu okumak
Sayfa 18·Kitabı okuyor
Allah, nefsin yedi mertebesini Fatiha’yla anlatır, buna nerden başlamamız gerekir? “Allah, insanı en güzel surette, ahsen-i takvim kıvamında, kâmil manada yarattı.”(Tîn /4) Yani Allah, insanı fıtrat itibariyle böyle yaratıp ona her şeyi vermiştir. Bir de ona; “ben senin rabbin değil miyim” diye sormuş, o da; “kâlû belâ şehidnâ”(Arâf /172) deyip buna şahit olmuştur. “Sonra Allah onu en aşağıya, esfeli sâfilîne indirmiştir.”(Tîn /5) İnsan zahiri olarak dünyaya gelince hiçbir şey bilmez, manevi olarak da bütünüyle perdelenmiştir. Bu durumda “gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn”(Fatiha /7) ayeti nefsin en aşağı mertebesi olan emmare mertebesini anlatır; çünkü en son delalet gelir. Kul burada delalettedir, yolunu kaybetmiş ve şaşırmıştır. Bütün insanlar böyledir; yani yolunu kaybetmiş ve şaşırmış haldedir. Bu nedenle Allah ayet-i kerimede; “Allah’tan yol göstericisi olmadan kendi nefsinin hevasına uyandan daha delalette kim vardır”(Kasas /50) buyurur. Bu yol göstericinin Allah’tan olması gerekir, Allah buraya bu sınırı koymuştur. Kulun yol göstericisi Allah’tan değilse kul delalette olur. Aynı şekilde Allah, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’e; “daha önce sen iman nedir, kitap nedir bilmezdin. (Allah) Seni delalette bulup hidayete erdirmedi mi”(Şûrâ /52, Duhâ /7) buyurur. Demek ki Resulullah (s.a.v.) Efendimiz kendisine kitap, iman gelmeden önce delalette, en aşağı mertebedeymiş. Kulun buradan çıkıp, yolculuğu yukarı doğru yapması gerekir. Kul bir adım atıp ileriye, gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn ayetinde geçen gazab kısmına gelir. Kul burada yolunu kaybetmiştir. Bu kısımda aslında rabbiyle muhatap olur ve rabbini ya, kabul eder ya da etmez. Buradan yukarıya doğru küçük bir adım atmıştır; ama hâlâ aynı ayet içindedir, aynı bölümdedir, daha oradan çıkamamıştır. Kul, bu
Fatiha ile Vuslat Yolculuğu EUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Elhamdulillahi rabbil âlemin esselatu vesselamu aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin ve ila cemiil enbiyayi vel murselin ve ila cemiil evliyayi vel hamdulillahi rabbil âlemin. Allah ayet-i kerimede; “de ki: İşte benim yolum. Benim yolum basiret üzeredir. Basiret üzere sizi Allah’a davet ediyorum (sizi Allah’ı görmeye davet ediyorum). Ben ve bana tabi olanlar böyleyiz ve ben müşriklerden değilim”(Yusuf /108) buyurur. Bu yolculuk; Allah’a, Allah’ın tecellisine, muhabbete, aşka yolculuğa, aşkla yolculuğa, aşkta yolculuğa ve aşk olmaya davettir. Bundan sonra biri tasavvufu anlamak isterse bu kelimelerle anlaması yeterlidir. Bunun böyle anlaşılması gerekir, başka tarafa da çekilmemesi lazımdır. Bu bizim yolumuzdur. Nefsin mertebelerini bir de Allah’tan öğrenelim. Allah’ın, yolculuğu nasıl tarif ettiğini, nasıl davet ettiğini bir de ondan öğrenmemiz gerekir. Bunu Kur’an’ın bütününden anlamamız lazım. Fatiha, Kur’an’ın özetiyse bu durumda özetle nefsin ve kalbin yedi mertebesini de buradan anlamak gerekir. Bununla beraber seyri ilallah, seyri meâllah ve seyri fillah dedikleri bu yolculuğu da; yani bu aşka seyri, aşkla seyri, aşkta seyri de en kestirme yoldan Fatiha ile anlamamız lazım. Burası çok önemlidir; ayete dayanmayan her şey batıldır. Çünkü Allah anlatmamışsa o yanlıştır.
Biz de kardeşlerimiz namazlarda günde en az yirmi sefer tekrarladığı Fatiha’nın ne manaya geldiğini bilsin, Fatiha’yı okurken Allah’a nasıl bir söz verdiğinin farkında olsun, öyle ki Fatiha’nın ne kadar önemli olduğunu, Fatiha’nın kendisi için bir nimet olduğunu anlasın, ona sarılıp “el hamdu lillâhi rabbil âlemin” ayetine doğru bir yolculuk yapsın ve “ben Kur’an’ı anlamadım, bilmiyorum” diyen hiç kimse kalmasın diye Fatiha sohbetlerini yaptık, kardeşlerimizle yaptığımız bu sohbetleri de “Kur’an’ın Özü, Kapısı, Fatiha Suresi’nin Tefsiri” adıyla kitap haline getirdik. Bu yüzden rabbini bilmek, tanımak ve kendisine ne vahyettiğini anlamak isteyen herkes; “Kur’an’ın Özü, Kapısı, Fatiha Suresi’nin Tefsiri” kitabını okuduğunda hangi ayetin Fatiha’daki hangi ayetle ilişkili olduğunu öğrenecek, Fatiha’nın neden Kur’an’ın özü, özeti, kapısı, anası olduğunu bilecek ve bunun hikmetini en ince noktasına kadar anlayacak bir de okuduğu her ayeti Fatiha’ya bağlayabilme seviyesine gelecek inşallah.
Reklam