Bir kişi, ayakkabı ayağını vursa ya ayakkabıcıya ya ortopediste gider; bu meseleyi kendi halledemez ama memleket idare edebileceğini sanır. Bakkala borcunu ödeyemez ama kahvede memleket ekonomisi düzeltir. Topa dümdüz vurmasını dahi bilmez ama futbolcunun hareketini tenkit eder, batta bazen ağzını da bozar. Alnı secde-i Rahman’a gelmemiştir, din hususunda fetva verir. Bunların hepsi, yalnızca bedenî ihtiyaçlarımızı karşılayacak kadar az Türkçe bilmekten kaynaklanıyor.
Biz, bedeni ihtiyaçlarımızı karşılayacak kadar Türkçe bilen bir toplumuz. Alışveriş etmeye, maç kavgası yapmaya ve herkesin kendini mütehassıs addettiği dinî konulara, futbola ekonomiye, devlet idaresine yetecek kadar Türkçe konuşuyoruz.