Bir şeyi gerçekten arzulamak ve peşinden koşabilmek için çöküşün yarattığı o acı halini hissetmek ve yaşamak zorundayız. Bu olmazsa olmaz. Bundan kaçamayız. Bilmemiz gerekir ki ancak bu acıyı yaşadığımızda ulaşacağımız haz bir anlama kavuşacaktır.
Temel anayasası homeostaz üzerine kurulu bir bedende sadece haz ve gazdan oluşan bir fizyoloji sürdürülebilir değildir. Haz olması için acı olması lazım. Tokluk olması için açlık olması lazım. Özetle beyazın mükemmelliğini anlamak için ara sıra siyahın içinde yaşamak lazım.
Vücudumuzun arka planında meydana gelen sayısız düzenlemeler her zaman gerçek patron olan "otonom sinir sistemi" tarafından organize edilir çünkü insan bedeni, insanın kendi kontrolüne bıakılmayacak kadar karmaşık ve değerlidir.
Mesela kalbinizi ele alalım. Eğer çok farklı bir ortam ya da koșulda değilseniz, kalbiniz şu anda dakikada ortalama 50-80 arası bir seviyede atmaktadır. Hadi şimdi beraber konsantre olup kalp atış sayınızı 30'a düşürelim. Öyle ya kalp de sizin, kalbe giden tüm sinir ağlarının çıktığı beyin de. Hadi zorlayın kendinizi. Yapabilirsiniz. Ne oldu? Yapamadınız değil mi? Bu konuda başarısız olmak zorundasınız çünkü yapmak istediğiniz değişiklikle ilgili yetkiniz yoktur.