“Arkadaşlara yemeğe davetli olduğumuzda, hiç belli etmemesine karşın Marc'ın canının biraz sıkkın olduğunu fark ediyorum. Yabanıllar gibi yaşayamayacağımızı, benim de insanlarla gönlşmekten zevk aldığımı o da kabul ediyor. Ancak, evde oturup
kitap okumayı yeğlediğini hissediyorum. Ama davete gitmeyi de tartışmadan kabul ediyor. Davet akşamı, eve geldiğinde üzgün olduğunu gözlüyorum. Ancak durumundan yakınmıyor, bana kibar davranıyor ve ben hazırlanıncaya kadar gidip televizyonun karşısına oturuyor.
Davetli olduğumuz yere geldiğimizde, değişmiş gibi görünüyor, konuşuyor, şakalar yapıyor, mizahi yönünü gösteriyor.
Herkes tara fından beğeniliyor ve herkes onun orada bulunmaktan dolayı mutlu olduğunu düşünüyor. Bu rahatlığı geçen yıllarla birlikte, başkalannı gözleyerek, çalışmalar sonucunda kazandığını
ve bu rahatlık için bir çaba harcadığını sadece ben biliyorum. Zaten yemeğin sonuna doğru, çenesinin düşüklüğü sona
eriyor, kendisinden beklenenin en fazlasını vermiş gibi hareketleri yavaşlıyor. O zaman, yarın erken kalkacağız bahanesinin
arkasına sığınarak gitme işaretini veriyorum ve bakışlan, tıpkı tasmasının ele alındığını gören ve yuvasına döneceğini hisseden
bir köpeğinki gibi aydınlanıyor. Bu benzetme ona ait, size mizah duygusundan yoksun olmadığını anlatmak için aktarıyorum. Gerçekte, ikimiz de gayret gösteriyoruz: O, çıkmayı ve konuşma
oyununu oynamayı kabul ediyor, ben ise davetlere sıkça olur dememeyi ve daha uzun oturmayı istesem bile erken kalkmayı
kabul ediyorum. Sonuçta anlaşıyoruz. Zaten, zaman geçtikçe, Marc bana başkalanyla birlikte olmanın daha çok ilgisini çektiğini söylüyor.”