📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Dnieper üstünde insandan köprü meydana getirildiğinden, donan bütün bir alayın
yüzüstü bırakıldığından, tutuşan topraklardan, Çernigov'da geçirilen korkunç haftadan, yarık, çatlak içinde kalan ellerimizden, ölüm karşısında boynu bükük o korkunç bekleyişimizden de söz edilmiyordu. O zamandan bu yana generaller bu olayların tümü üzerine bir sürif şey anlattılar. Felaketlerin nedenlerini
bir bir sayıp döktüler; hastalıktan ya da donarak ölenlerden bir satır veya on satırla söz ettiler. Ama bana sorarsanız, bir uyuz köpekten de kötü bir durumda, kendi kaderiyle baş başa bırakılmış olan askerlerin duyduğu acıları hiçbir zaman
dile getiremediler. Büyük bir sürü içinde kendini yapayalnız hisseden, kendi derdiyle uğraşmaktan başkasını düşünemeyen insanın içinde bulunduğu bunalımı anlatamadılar. Komutanların
emirlerini yerine getirmekle yükümlü olup bazen zafere ulaşan, bazen yenilgiye ve bozguna uğrayan sürülerden; başka bir düşman sürüsünün aralıksız saldırılarına «haklı» bir kinle karşı koyan, cinayetleri ve her çeşit alçaklığa bulaşan ve de daha sonra kazandığı zeferlerin ölçüsünde bir özgürlük sağlamadığını görüp hayal kırıklığına uğrayanlardan da söz etmediler. Gerçekte özgürlük diye bir şey yoktur da ondan. Aslında savaşın maddesel cinayetiyle barışın ikiyüzlü ve düşünsel cinayeti vardır sadece.”
“«Rusya'da ölen bir piyadenin mezarı olmaz,» derdi kıdemli
asker. Günün birinde, bir mujik toprağı sürerken kalıntılarımızı
gübresine karıştıracak ve üzerimize ayçiçeği tohumu
ekecektir.”
“Kimisi horluyor, kimisi elinden geldiğince uyumaya çalışıyor, kimi düşünüyor, kimi miğferini çıkarıyordu başından. Garip şeydi; miğfer insanın düşünmesine engel oluyordu…”
“İçimizde yükselen bir önseziyle yüzümüzü keder kapladı; içimizden kurbanlar verecektik bu gece. Zafer kazanan bir ordunun bile ölüleri ve yaralıları olurdu. Führer de söylemişti bunu. Aslında hiç kimse sonunun ne olacağını kestiremiyordu. Ölenler olacaktı ve onlar gömülecekti. Ama tehlikeye rağmen- hiç kimse kendisini bu durumda düşünmek istemiyordu. Binlerce insanın başına gelmişti bu felaket, ama kendisinin başına gelmeyecekti. Ve her birimiz, duyduğumuz korku ve kuşkuya karşın konuşmalarda bu noktaya saplanıp kalıyorduk. Hatta yıllardır
kendilerini feda etmeye hazır bir biçimde yetiştirilmiş olan «Hitler Gençliği» bile birkaç saat sonra başlarına nelerin
gelebileceğini kestiremezlerdi. Hayır, inanamıyordum buna! İnsan bir fikrin heyecanını duyar ve bütün düşünce sistemini buna göre kurabilir, kendini tehlikeye atar, ama en kötü olasılığa inanası gelmez. Yoksa insan kaçar, hem de bütün gücüyle kaçar, hatta yakalanacağını kesin olarak bilmesi de kaçmasına engel olmaz.”