“Kapılarının önünden, pencerelerinin altından geçerken, onu her gün görmüş olan insanlar bunlar. Onunla konuşmuş, saçlarını karıştırmış, okula geç kaldığında acele etmesini tembihlemişler. Hamnet onların çocuklarıyla oynamış, evlerine ve dükkânlarına girip çıkmış. Bu insanlar arasında haber götürüp getirmiş, köpeklerini sevmiş, güneşli havalarda pencere pervazlarında uyuklayan kedilerini okşamış. Şimdiyse onların hayatları hiç değişmeden devam ediyor, köpekleri şöminenin karşısında esniyor, çocukları hâlâ akşam yemeği için sabırsızlanıyor ama Hamnet artık yok.”
“Agnes o an çocuğunun acısından başka her şeye dayanabileceğini anlıyor. Ayrılığa, hastalığa, darbelere, doğuma, yoksunluğa, açlığa, haksızlığa, dışlanmaya katlanabilir ama bu: çocuğunun ölen ikizine bakışı. Kardeşinin ardından hıçkıra hıçkıra ağlayışı. Çocuğunun acılar içinde kıvranışı.
Agnes'ın gözlerinden ilk kez yaşlar boşanıyor.”
“Kefeni üstüne çekmek çok zor. Kenarlarından tutup üzerine katlamak, onu o beyazlıkla kaplamak çok zor. O kolları, eklemleri, bacakları, o başparmağın tırnağını, nasırı, yüzü, bundan böyle hiç göremeyeceğini düşünmek, bilmek çok zor.”
“Parmaklarını Hamnet'ın Hewlands'taki bir çitten düştüğü günden kalma yara izinin, hasat festivalinde bir köpeğin ısırdığı yerde kalan sert kabartının üstünde gezdiriyor. Sağ elinin ortaparmağı kalem tutmaktan sertleşmiş. Karnında küçükken geçirdiği suçiçeğinden kalma minik minik oyuklar var.”
“İnsan ölen çocuğunun gözlerini nasıl kapayabilir? Gözlerini kapalı tutmak için iki madeni para bulup nasıl üstlerine yerleştirebilir? Bunu kim yapabilir? Olamaz. Olmamalı.”